Et lokantası salgını sürüyor

Sadece İstanbul’da değil, tüm Türkiye’de bir ‘et lokantası’ salgını başladı. İlanlara veya haberlere bakılırsa salgın 2018’de de de vam edecek. Geçen yıllar bu et salgınından çoğunlukla en çok üç büyük kent etkilenmişti, şimdi Anadolu’nun bir çok kentinde de sadece et sunan lokanta sayısı artmaya başladı.

Etin bu kadar pahalı olması yatırımcıların gözünü korkutmuyor. İyi et pahalı olunca, doğal olarak yemek sonunda gelen hesap da yüklü oluyor. Lokantaların doluluklarına bakılınca, etseverlerin el yakan hesaplara pek de aldırmadıkları görülüyor. 2017’nin son günlerinden birinde bu et lokantalarından birine, Etiler’deki ‘Scarlet’e gittim. İyi ki de gitmişim. Karşıma ‘Kovboy Süleyman’ çıkmasın mı? Önce Kovboy Süleyman’ın kim olduğunu anlatmalıyım. Şimdi oldukça ünlenen bu şef, bir zamanlar Günaydın Kasap’ta çırak olarak çalışıyordu. En yakın arkadaşı da, şimdi adı tüm dünyaya nam salan Nusret’ti. Yıllar geçti, Nusret karşıma ünlü bir şef olarak çıktı. Süleyman ise başında kovboy şapkası ile Günaydın Et lokantalarında müşterilere lezzetli etler sunan ünlü bir ızgaracı oldu. Her ikisinin de hocası Cüneyt Asan’dı. Onlara etin tüm sırlarını öğretmiş, usta birer şef olma yolunda kapıları açmıştı. Nusret’in diğer hocası da, yine Cüneyt’in yanında yetişmiş olan ağabeyi kasap Uğur’du. Uğur eti çok iyi bilir, Cüneyt olmadığı zamanlarda kasabı o yönetirdi.

Nusret’le birlikte o da Günaydın’dan ayrıldı. Kardeşinin yanında rol aldı. Etleri seçti, satın aldı, hazırladı. Yani ızgaraya gelinceye kadar olan bölümü o yönetiyordu. Uğur, görünmez kahraman, Nusret ise işin ‘Showman’i idi. Hala da öyle. Süleyman ise kendi ayakları üstünde yükseldi. Onun da kısa bir süre sonra hak ettiği yerlere yükseleceğini umuyorum. Scarlet, adını etin kırmızı tonundan alıyor. Girişte sizi özel dolapta döne döne yaşlanan etler karşılıyor. İster istemez bir süre duraklayıp seyrediyorsunuz. Bu seyretme işlemi sizi et yemeye hazırlıyor. İçeri girdiğinizde ise karşınıza çıkan şarküteri vitrini, iştahınızı daha da kabartıyor. Restoranın bahçesinde uzunca bir bar var. New York’taki Moma’nın mermer barını andırıyor. Çekici. Bar severlerin mutlaka dirsek dayamak isteyecekleri türden bir bar. Nedense sadece üç iskemlesi vardı o akşam. Onlar da dolu olduğu için dirseğimi yaslayamadım maalesef. Mimar Abdullah Bursas, keyifli bir lokanta yaratmış.

Zengin bir şarap kavı var. Fiyatlar makul. Hemen hemen tüm yerli markalar, ithal şaraplar, dünyaca ünlü firmalar bu menüde yan yana gelmiş. Yemek menüsünün kapağını açmadım çünkü Süleyman, “bana bırak abi” dedi. Bıraktım!.. Başlangıç olarak Brezilya Döneri denen bir dilim et geldi. İslenmiş ve 6 saat fırında pişirilmiş etten kesilen koca bir dilim. Bıçağa gerek yok. Çatalın yanıyla bile kesiliyor. Yumuşacık. Duman kokulu lezzetli bir başlangıç. Ardından Scarlet suşi servis edildi. Balığın yerini et almış. Adı suşi ama pek benzerlik yok. Bence orijinal suşiden daha da lezzetli. Daha sonra masaya konan iri kemiğin içindeki iliği, kızarmış ekmeğime süre süre yedim. İliği oldum olası severim. Kuzu sırt, kadife kadar yumuşacıktı. Damağımı şenlendirdi. Dana kaburganın etleri kemiğe dokununca döküldü. Süleyman didiklediği etleri domates, kekik, kırmızı biber ve maydanozla bir güzel karıştırıp tabağımıza koydu. Yemeye doyamadım. Ekose antrikotla et ziyafetine noktayı koyduk. Aslında aklımda kaburgalı taze makarna vardı ama midem isyan bayrağını çektiği için istemedim.

Sadece şekersiz incirli hurma tatlısının ucundan tadına baktım. Süleyman etleri yumuşatmak ve lezzetlendirmek için ne yabancı bir sos ne de MSG (Monosodyum gulutamate) kullandıklarını söyledi. Etlerin tabii tadı olduğunu belirtti. Kovboy Süleyman, şapkasını çıkartıp yeni kimliği ile başarı merdiveninden tırmanmaya başlamış. Sanırım kısa bir süre sonra zirveye kendi bayrağını diker. Eğer kazık yemeden lezzetli et yemek isterseniz Scarlet’i size öneririm.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Haber

Pelin Karahan - Her daim güler yüzlü ve neşeli

Sonraki Haber

Firuze Beyoğlu