Adalar’ın son beyaz atlı prensi

0
88

Fayton yasağı üstüne karantina ilan edilince Adalar’da atlar görülmez, nal tıkırtıları duyulmaz oldu. Ama Koray Kayaoğlu gibi onyıllardır  arkadaşlık ettikleri faytoncular için hayat  üç günde yeniden kurulmuyor. ZEYNEP GÜLER CEYLAN

Bu aşk hikâyesi, Koray Kayaoğlu daha dört-beş yaşındayken Kasımpaşa’da bir at arabasını gördüğü an başlamış. Ailesi bu tutkuyu hiç desteklememiş. Hatta babasından ilk dayağını 11 yaşında yine at sevdası yüzünden yemiş. “Parka gidiyorum” diye evden çıkıp soluğu faytoncuların yanında aldığı bir gün babası onu arabanın üzerinde görünce okkalı bir tokat patlatmış! 

Ama bugün Burgazada’da atlarıyla beraber yaşadığına göre, bu tokat pek işe yaramamış.

“At sevgisi başka bir hayvan sevgisine benzemez” diyor Kayaoğlu, “At sevilmez, ata karşı hissettiğin şey aşktır.”

9 yaşından beri Burgazada’da

Kayaoğlu uzun tartışmalar sonunda kullanımdan kaldırılan faytonculukla hayatını kazananlardan biriydi. Kimileri “Kültürel değerdir, faytonlar kalsın” dedi, kimileri de hayvanlara eziyet edildiği gerekçesiyle bir an önce kaldırılması gerektiğini savundu. Adalar’da yılan hikâyesine dönen faytonlar, 2019 yılının son aylarında alınan kararla resmen tarihe karıştı.

Prens Adaları’nda bu kararla birlikte yeni bir dönem başladı. Yaşanan ruam salgını sonrası hasta atların itlaf edilmesi, diğer atların ise karantinaya alınması özellikle faytoncuları çok sarstı. Onlardan biri de 40 yılı aşkın süredir yaşamını atlarıyla birlikte devam ettiren Koray Kayaoğlu.

Dokuz yaşından beri Burgazada’da yaşayan Kayaoğlu ile adada buluştuk ve yaşadıkları bu zorlu süreci birinci ağızdan dinledik… 

Yedi kuşak İstanbullu bir aileden geliyor Koray Kayaoğlu. Çocukluğunda şehrin sokaklarında sıkça at arabaları dolaşıyordu. Anne tarafı Yeşilköylü, baba tarafı ise Kasımpaşalı. Kayaoğlu’nun Burgazada ile tanışması çocukluk yıllarına dayanıyor. “Gayrettepe’de oturuyorduk, dedem eskiden yandan çarklı vapurlarla adaya gezmeye gelirmiş, babam da adada yazlık tuttu biz çocukken. 80 ihtilalinden sonra Burgazada’ya yerleştik. İnsanlar sokağa çıkamazken biz gece lüfer tutardık, çok güvenliydi.”

Herkes ona ‘Koreli’ diyor

Daha çocukken faytoncu olmaya karar veren Koray Kayaoğlu aslında bir teknik ressam ama mesleğini hiç yapmamış. Dokuz yaşında eline aldığı atların terbiyesini de yasaklama kararı gelene kadar hiç bırakmamış.

Burgazada’da dokuz yaşında taşındıkları evden hiç ayrılmayan Kayaoğlu, bugün 53 yaşında ve hâlâ aynı evde, aynı sokakta oturuyor.

“Kınalıada ilk ada ve denize girilecek yeri çok olduğu için günübirlikçiler çok gider, kalabalıktır. Heybeliada’da eskiden verem hastanesi ve askeriye vardı, orada da disiplin biraz fazladır. Büyükada ise şehir gibidir, adaların içinde en sessizi, en ada kalmış olanı ise Burgazada’dır. Biz bunu bozdurmak istemiyoruz. Kaosa 25 dakika uzaklıktayız ama cennetteyiz.”

Ada sokaklarında yürürken ada halkıyla selamlaşmayı, herkese bir “Merhaba” demeyi ihmal etmiyor. Adada her faytoncunun bir lakabı var. “Benimki Koreli. Sebebi tipimle ilgili değil. Kore’ye biz asker göndermişiz, onlar orada çok acılar çekip gelmiş, gazi olmuşlar, benim de çocukluğum böyle çok zor geçti, yıllardır yaşadıklarımı bilenler bana Koreli der.  Bu lakabı bana 17 yaşında taktılar.”

Diğer faytoncular arasında Patriot Mustafa da var, Pala Hasan da. Lakaplar unvan gibi. Koray Kayaoğlu’nun uzun saçları ve samimi tavrı da ezber bozuyor. “Şaşırıyorlar mı uzun saçlarınıza?” diye sorduğumda, “Evlenmeden önce İspanyol bir sevgilim vardı, uzat saçlarını demişti yıllar önce, ben de onu dinledim. Dört yıldır saçlarım böyle.”

‘Onlar benim dert ortağım’

Kayaoğlu’nun dilinden düşürmediği yedi atını görmek için ahırlara gidiyoruz. Bilindiği üzere ruam salgını sonrası Adalar’da kalan sağlıklı hayvanlar da karantina nedeniyle ahırlarından dışarı çıkarılmıyor.  “Hayvanlarımız ahırda hapis, oysa günde iki saat dışarıya çıkıp koşmaları gerek. Bacakları tutuldu, eklemlerde iltihaplanma başladı hareketsizlikten. Onları sadece ahırın önüne çıkarıp yürütmekle olmaz bu iş.” Karantina süreci martın sonuna doğru bitecek.  “O güne kadar tek bir atımı bile vermem, onlar benim her şeyim, iş ortağım, dert ortağım.”

‘Birkaç taş için pirinçler gitti’

Kayaoğlu’nun bundan sonra ne yapacağı ise belirsiz… Günde en az dört saat ahırlarına gidip atlarıyla ilgilenmek zorunda: “Bu durumdayken başka bir işe girmem imkânsız çünkü vakit yok ama ben artık ailemi doyurmanın, evlatlarımı kurtarmanın peşindeyim. Unutmayın ki fayton ata eziyet değildir, kötü faytoncu ata eziyettir” diyor ve ekliyor: “Büyükada’da yaşananlardan sonra tüm faytoncular haksızlığa uğradı. Bir çuval pirincin içinde birkaç taş var diye hem oradaki hem de diğer adalardaki tertemiz pirinçleri denize döktüler.” Koray Kayaoğlu ile tanışmamıza gazeteci Anıl Orcan vesile oldu. Adadaki karantina sürecini birebir takip eden ve karantina koşullarına dair haberler kaleme alan Orcan, bu konu üzerine de bir belgesel hazırlıyor.

Röportaj: Zeynep Güler Ceylan 
Fotoğraf: Anıl Orcan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here