Biz virüsü atlatırız ama ya sinema?

0
2534

COVID-19 bütün sektörleri aynı hızla hırpalıyor. Ama sinema, özellikle salonların durumu ayrı bir parantez açmayı hak ediyor. Setler durdu, salonlar boş, dijitale göç başladı. Bu dönem bittiğinde sinemanın ne durumda olacağını değerlendirmek için rakamlara baktık ve sektörün önde gelen isimlerine danıştık. MEHMET İREN

Sinema sektörü dünyanın her yerinde sıkıntılı günler geçiriyor. Kimse ne zaman salonlara döneceğimizi ve büyük perdede film izleyeceğimizi bilmiyor. Elbette COVID-19 mağduru tek sektör o değil. Ama çoğumuzun eve kapalı kaldığı bugünlerde vakit geçirmek için dijital platformlara dönmemizde ve normalde beyazperdede izleyeceğimiz filmleri arka arkaya dizmemizde küçük bir ironi de yok değil. Salonlar kapalı ama aynı zamanda herkesin evinde çılgın gibi film izlediği bir dönem geçiriyoruz. Pek çok insan hayatında bu kadar sık film izlememiş olabilir. Lakin pandemi geçtikten sonra sinemaya gitme kültürü geri gelebilecek mi yoksa alıştığımız dijitalde kalmaya devam mı edeceğiz sorusunun cevabı merak konusu.

DEVLER İFLASIN EŞİĞİNDE

Salonlar açısından durum hiçbir yerde iç açıcı değil. İngiltere’nin ünlü Tyneside Sineması bugünler geçtiğinde kapılarını tekrar açabilmek için bir bağış kampanyası başlattı. New York Film Festivali’nin evi Lincoln Center bu finansal savaştan sağ çıkabilmek için çalışanlarından bazılarını işten çıkarmak zorunda kaldı. 1920 yılında kurulan, ABD’de 8 bin 200, Avrupa’da ise 2 bin 200 salonu bulunan AMC, Wall Street analisti Eric Handler’ın kısa süre önce yayımladığı rapora göre iflasın eşiğinde. Şirketin CEO’su Adam Aron’ın da yer aldığı 600 kurumsal çalışanı ücretsiz izne çıkardılar ve yeniden açılana kadar sinema salonları için kira ödemeyeceklerini açıkladılar. Kuzey Amerika sinemaları 1998’den beri en düşük gişe rakamlarını gördü. Türkiye’de ise İstanbul’un ikonik sinema salonları Rexx ve Atlas’ı görünüşe göre kaybettik bile. Küresel ölçekte sinema salonlarının toplam zararının 5 milyar doların üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

DİJİTALE YOLCULUK

Salonlar kapalı olunca yapımcılar ve ABD’deki büyük stüdyolar da filmlerini dijital platformlara yönlendirmek gibi bir çözüme gitti. Disney, Pixar animasyonu ‘Onward’u ABD’de gösterime girdikten sadece bir ay sonra online erişime sundu. Universal, ‘The Invisible Man’ ve ‘The Hunt’ ile aynı yola girdi. 

Sadece büyük stüdyolar değil, bağımsız filmlerde de durum az çok aynı. Sundance ve Berlin Film Festivali’nden ödülle dönen ‘Never Rarely Sometimes Always’ gibi yapımları, salonlarda olmaları gereken tarihlerde, platformlarda bulabiliyoruz. Türkiye’de de Başka Sinema, BluTV ile işbirliğine gitti.

Dijital platformların en büyüğü Netflix bu yılın ilk üç ayında -görünüşe göre koronanın da etkisiyle- 15.7 milyon yeni abone kazanmış durumda ve bu bir rekor. Halihazırda 183 milyona yakın aboneye sahipler. 

Gerçi eldeki veriler Netflix abonelerinin yoğun ilgisinin hâlâ platformun sinema dışı yapımlarında olduğunu gösteriyor. ‘Ozark’ın üçüncü sezonu 29 milyon, Oklahoma’daki bir hayvanat bahçesinden evlerimize bağlanan Joe Exotic ve onun kaplanlarla olan hukukunu anlatan ‘Tiger King’ ise 64 milyon izleyiciyi kendisine çekti

Diğer platformlarda da faaliyet tüm hızıyla sürüyor. Walt Disney, Disney Plus’ı kasım ayında kullanıma sundu ve şimdiden 50 milyon aboneyi kendine bağladı bile. HBO Max’in ise bu ay ABD’de yayında olması bekleniyor. Apple TV+, Amazon Prime gibi isimleri de listeye ekleyince yapımcıların bu darboğazdan çıkmak için seçenekleri var gibi.

Peki ya salonlar çıkabilecek mi? Çıkabilir. Çünkü Washington Post’un ‘Opinion’ köşesine yazdığı yazıyı şöyle bitiren ünlü yönetmen Christopher Nolan’ın oralarda haklı olduğu bir nokta var: “Belki siz de benim gibi sinemaya gitme sebebimizin iyi ses sistemi veya mısır veya film yıldızları olduğunu düşünüyordunuz. Ama orada bulunmamızın sebebi aslında bunlar değildi. Birbirimiz için oradaydık.”

Muzaffer Yıldırım 

λ NuLook Prd. Yönetim Kurulu Başkanı

λ Dijital platformların yapımcıları sinema kadar tatmin etmesi mümkün değil

Karantinanın etkisiyle sektör platformlara dönüyor gibi görünüyor. Bu konuya siz nasıl bakıyorsunuz?

Böylesine istisnai bir dönemde filmlerin seyirciye ulaşması için platformlardan başka seçenek yok. Vizyon tarihini erteleyen ve beklemeyi ekonomik olarak göze alabilecek yapımlar zaten bekliyor. Normal şartlarda olsa gişe filmlerinin sinemaya çıkmadan hemen platformlarda yayımlanması ne yapımcıyı ne de sinema salonlarını memnun eder. 

Bunun dışında platformların, sinemayı ticari olarak etkilemesi mümkün değil. Dünyadaki bütün büyük yapımcılar ülkelerin yasalarına göre filmlerini önce sinemaya çıkarır. Daha sonra dijital platformlara verir. Bu ticari zincir bozulamaz, seyirci her zaman filmi, ilk sinemada izler. 

Ayrıca dijital platformların çektikleri diziler, inanın bana, oldukça düşük bütçeli. Yaptıkları tek gerçek yatırım ‘The Irishman’ olabilir. Filmlerine 300-400 milyon harcayan hiçbir yapımcı platformlar için film yapmaz; platformlar sinemadan sonra filmin ticari zincirindeki ikinci aşamadır. 

Dünyanın büyük sinema endüstrileri aslında televizyona ve internete karşı dayanışma içinde, kontrollü olarak dik bir duruş sergiliyorlar. Disney’in son yapımı direkt dijitale çıktı ve bundan gelen gelirlerinin onları tatmin ettiğini düşünmüyorum. Dijital platformların, yapımcıları sinema kadar tatmin etmesi pek mümkün değil. Bu platformların üye sayıları da pazar değerlendirmesi yapmak için yanıltıcı bir data. 

Sizce bu sürecin sonunda sinema sektöründe ne gibi değişiklikler olacak?

Türkiye’de sinemacılığın kısa vadede en büyük sorunu, gösterilecek film olmaması olacak. 2020-2021 sezonu için yerli/yabancı yapımlara bakıldığında, yüksek gişe yapabilecek, nitelikli, kaliteli film sayabilmek zor. Geçmişte kalmış,

gelir getirmeyen işletmecilerin elenmesi ve yapımcıların kaliteli gişe filmlerinin arkasında durmasıyla daha rafine bir sinema yaşamına geçeceğiz. Yapımcılar olarak birlikte hareket edip üretmemiz gerekiyor.

Peki sizce salonlar bu dönemden nasıl çıkacak?

Sinema sektörünün çok büyük sabır göstermesi gereken bir dönemdeyiz. Kurumsallaşmamış, teknik olarak yetersiz işletmelerin ayakta kalabileceğini düşünmüyorum. Sinema piyasasının yakın zamanda toparlanabilmesi için sabırla hareket etmek gerekiyor. Filmlerin takvime girmeye başlaması hem yapımcılar hem de insanlar için bir motivasyon yaratacaktır. 2022’de birikmiş filmler, biriken enerji ve sinemaseverlerle sektörün gişe olarak geri geleceğine eminim. Bu dönemde bakanlığın da filmleri ve sinemaları desteklemesi lazım.

Ya setler ve prodüksiyon ayağı?

Piyasanın geri dönebilmesi için gişe filmlerinin takvimde yerlerini alması çok önemli. Yedi-sekiz filmin yapılması ve korkmadan vizyona çıkması, sinema sektöründe normalleşme sürecini başlatacaktır. Bizim filmimizden önce bir başka yapım seyircinin motivasyonunu ve enerjisini yükseltmeli, biz de bizden sonra girecek filmler için aynı görevi üstlenmeliyiz. Tam da bu dönemde büyük yapımcıların film yapması lazım. Er ya da geç bu pandemi bitecek ve bence artık dünyanın bu ölçekte böyle bir olay yaşaması mümkün değil. Global olarak inanılmaz büyük bir ekonomik kayıp var ve herkes ilerde buna benzer durumlarla nasıl başa çıkması gerektiğini öğreniyor.

Zümrüt Arol Bekçe

λ BKM CEO’su

λ Yapımcı da yönetmen de filmini vizyona sokmaktan asla vazgeçmez

Bu dönemde vizyona giremeyen filmlerin platformlarda yayına girmesi söz konusu. Bunun salonlara ve sinemaya faydadan çok zarar getireceği eleştirisi dile getirildi. Bu konuya siz nasıl bakıyorsunuz?

Burada her iki taraf için de empati yapmak en doğrusu olur diye düşünüyorum. Sinemaların varlıklarını sürdürebilmeleri için yeni filme ihtiyaçları olduğu kesin, buna mukabil yapımcıların da yapmış oldukları filmleri vizyona sokup nakde dönmeleri gerekmekte. Finansal durumu müsait olanlar bekleyebilir ama olmayanların bu maliyeti karşılamasını beklemek adil olmaz.

Salonların geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Sokağa haziran ayında çıkılmaya başlasa bile sinema sezonu bizim ülkemizde mevsimsellik gösterdiği için eylülden önce hareketlilik olmaz. En iyi senaryoda dahi yaklaşık altı-yedi aylık ciddi bir kayıp söz konusu olacaktır. AVM’ler de dahil sinema kiralarının Euro bazında olduğu ve bu krizden önce de çok zorlandıkları düşünüldüğünde dayanmak kolay olmayacaktır demek yanlış olmaz.

Prodüksiyon ayağında bizi ne bekliyor?

Şu an krizin çok başında olduğumuzdan filmler için henüz iptal kararı alınmadı. Bu yaz sete girmesi planlanan birçok proje için senaryo ve sanat ekipleri evden çalışmalarına devam edebilir. Biz durumun düzelmesine bağlı olarak, her an sete çıkabilecek şekilde, projelerimiz hazır bekliyoruz.

Özellikle ABD’de filmlerin platformlarda yayımlanmasıyla ilgili yasalar esnemeye başlıyor. Türkiye’de ise bu süre hâlâ beş ay. Sizce hangi yaklaşım daha sağlıklı?

Fransa ve İtalya da bu konuda esneklik gösterdi. İçinde bulunduğumuz durumda Türkiye’de de konunun revize edilmesi gerekebilir. Uçakta güvenlik anonsu yapılırken oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın deniyor. Yapımcı bu dönemde sinemaya giremediği için beş aylık engelden ötürü filmi dijitale de vermeyip sonunda batacaksa, bu sektöre çok daha ciddi bir zarar verir. Aynı yapımcı böyle bir yıldan sağ çıkmayı başarırsa seneye yine bir film yapar ve vizyona muhakkak sokar. Sinema her ne kadar bir iş olarak görünse de büyüklerimizin her zaman üzerine basa basa söylediği gibi aslında bir tutku, bir büyüdür. Yapımcı da yönetmen de film yapıp sinemada vizyona sokmaktan asla vazgeçmek istemez. Ayrıca seyirci tüm zamanlarda bir filmi ilk olarak sinemada izlemeyi tercih etmiştir ve eder. Dijital platformların yükselişi yeni dünya düzeninde kabul edilmesi gereken bir gerçeklik. Biri diğerini öldürüyor söyleminden çıkıp konuya bakış açısını değiştirmek gerektiğini düşünüyorum.

Funda Kocadağ

λ Kadıköy Sineması sahibi

λ Hep çok sıkıntılı dönemler oldu, hep toparlandık

Kadıköy Sineması gibi ikonik salonlar bu dönemi atlatabilecek mi? 

Bağımsız filmlere yer veren bir sinema salonuyuz. İstanbul genelinde bunu yapan sadece Beyoğlu Sineması ile biz kaldık. Pek çok ülkede olduğu gibi, bu döneme özel bir devlet desteği verilebilirdi. Yurtdışında bunlar yapılıyor. Çeşitli bağış kampanyaları da düzenleniyor. Ancak Kadıköy çok entelektüel ve genç bir nüfusa sahip olduğu için her zaman bir kitlemiz olacaktır. Hep çok sıkıntılı dönemler oldu, hep toparlandık, bu kez de toparlayacaktır diye düşünüyorum. Başka Sinema-BluTV anlaşmasını ise olumlu buluyorum. Kendileriyle iyi bir iş ortaklığımız var ve salonlarımızın kapalı olduğu bu dönemde hiç değilse iş ortaklarımızın bu süreçten yara almadan çıkması geleceğimiz açısından sağlıklı. 

İrfan Demirkol

λ Sinema Salonu Yatırımcıları Der. Bşk., 

Büyülü Fener Sinemaları kurucusu

λ Buhranlardan, savaşlardan, depremlerden sonra sinemanın en parlak günleri yaşanmıştır

İstanbul’da köklü sinemaların arka arkaya kapandığını görüyoruz. Bu, karantinanın etkilerinden biri mi yoksa gözden kaçırdığımız başka faktörler de var mı?

İstanbul’da arka arkaya kapanan köklü sinemalara baktığımızda, Emek Sineması’nın yıkılışını, Beyoğlu Sineması’nın kapanmak üzereyken devredilmesini, Atlas ve Rexx sinemalarının kapanışını görüyoruz. 2004 yılında çıkan 5224 sayılı kanunla sinema filmleri devlet tarafından desteklenmeye başlamışken sinema salonları hiçbir zaman desteklenmedi. İşletme, yenilenme ve teknolojik yatırımlarda; aşırı yüksek eğlence vergisi, KDV ve özel tüketim vergileriyle uğraştılar. Promosyon yapan sinemalar karşısında haksız rekabete maruz kaldılar. Kapanan ya da kapanacakken devredilen sinema salonlarına baktığımızda bunların festivallerin, Filmekimi’nin kaleleri olduğunu görüyoruz. 11 Ekim 2019 tarihli açıklamamızda “Filmekimi sinema salonlarını geliştiriyor mu öldürüyor mu?” diye sormuştuk. Filmekimi bu salonların bir sezonda göstereceği filmleri 10 günde tüketiyor, adil davranmıyordu. Sonuç: Filmekimi’nin kaleleri kapandı!

Siz bu dönemde filmlerin platformlara verilmesine de sıcak bakmıyorsunuz. Ancak sektörün devam etmesi gerekmiyor mu?

Nisan, mayıs ve haziranda gösterimi programlanan filmlerin, salonların kapatılmasıyla anında BluTv’ye satılmasını yasal, etik ve rekabet kurallarına uygun bulmuyorum. Sinema filmlerinin hangi mecralarda, nasıl bir süreç izleyeceğinin kuralları, teamülleri, yasaları vardır. Film önce sinema salonunda gösterilir. Sonra ücretli/ücretsiz yayın yapan diğer ortamlarda yayınlanabilir. Bu süreler, Türkiye’de 5-6 ay, Fransa’da 12 ile 36 ay (*), ABD’de ise teamüllere göre 3.5 – 14 ay arasında farklılık gösterebiliyor. Bu süreler ne kadar uzun olursa, film yapımcılarının, sanatçıların ve salonların o kadar yararına olacağını düşünüyorum. 

Salonları korumak için neler yapılabilir?

Karantina ne zaman biter, insanlar nasıl davranır kestirmek zor. AVM’lerde bayram alışverişlerini kaçırmayalım telaşı var. Sinema,yemek ve çocuk alanlarının daha sonra açılması konuşuluyor. Bence çok erken. Dünya Sağlık Örgütü’nün “Salgın bitti” demesi gerekir. Bu nedenle, seyircilerin salonlara geri dönmesi eylül, ekimi bulabilir. Bu döneme kadar da sinemaların hijyen, sosyal mesafe, düşük kapasite, az seans gibi çözümler üretmesi gerekecektir. Bu süreçte 2768 sinemadan 300 ila 600 kadarının kapanması söz konusu olabilir. Bakanlığın acil önlemler alması gerekir. Destek paketlerinin dışında, sinemaların sırtındaki vergi yüklerini kaldırmalı ve teşvikler vermelidir. Yapımcılar, dağıtımcılar Çin’de, Almanya’da olduğu gibi bilet gelirlerinin bir kısmını sinema salonlarına verebilmeliler. Tedbirleri aldıktan sonra seyircinin geri döneceğini düşünüyorum. Buhranlardan, savaşlardan, depremlerden sonra, sinemanın en parlak günleri yaşanmıştır.

*Fransa, vizyona giremeyen filmlerin durumlarının değerlendirilerek, sadece pandemi süresince geçerli olmak üzere, tek film olarak satın alma sistemiyle online yayınına izin verileceğini açıkladı.

Marsel Kalvo

λ Başka Sinema kurucu ortağı

λ Nefes almaya devam edebilelim diye geçici süreliğine bir pencere açtık

Başka Sinema, BluTV ile bir işbirliğine gitti. Bu kararı nasıl aldınız?

Bu olağanüstü süreçte hem iş ortaklarımızı hem de izleyiciyi düşünerek bu işbirliğini hayata geçirdik. Evde kalmaya başlandığında gördük ki en iyimser yaklaşımla haziran ayına kadar salonlar açılmayacak, uzayabileceği de düşünülüyor. Nefes almaya devam edebilelim diye geçici süreliğine bir pencere açalım istedik. Salonlar açıldığında kaldığımız yerden devam edecek, Türkiye’de vizyona girmesine vesile olduğumuz filmleri, o filmleri bekleyen izleyiciyle salonlarda buluşturmak için çalışacağız. 

Sizce bu sürecin sonunda sinema sektöründe ne gibi değişiklikler olacak?

Hikâyelerden çekim tekniklerine kadar yeni deneyimler yaşayacağımız bir sürecin başındayız. Pandemi öncesi yazılmış bazı senaryolar belki de artık anlamlı olamayacak. Setlere ne zaman ve hangi koşullarda girilebilecek, kamera önünde insanları nasıl mesafelendireceğiz, ilk etapta buna göre tasarlanmış filmler çekilebilecek ve başka hayallerimizi askıya mı alacağız, karakterlerin pek yan yana gelmediği, açık havada geçen hikâyeler furyası mı başlayacak yoksa birileri elli kişi kapalı ortama girmekten geri durmayacak ve bazı filmler virüs öncesi dünyadaki gibi mi üretilecek? Bunları şu an için bilemiyoruz. Ama büyük ihtimalle bütçeler küçülecek, zeki tasarımlar ortaya çıkacak.

İnsanların salonlara geri dönmesi ne kadar zaman alır?

İnsanlar yakınlarını kaybediyor ve son bir kez göremeden, vedalaşamadan definleri gerçekleşiyor. Çok büyük bir acı ve çaresizlik döneminden geçiyoruz. Toplu alanlarda bulunmaktan çekinmeyen kişilerden ister istemez ben çekiniyorum bu dönemde. Salonlar açılabildiğinde, seansa alınacak kişi sayısının düşürülmesi akla gelen ilk önlem olacaktır ve uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Süreç kısa olmayacak maalesef. Başka Sinema’nın BluTV’yle yaptığı işbirliği, sürecin hemen başında, belki kimseyi borçlarından kurtarmayacak ama elimizden ne gelirse onu yapmalıyız niyetiyle atılan bir adımdı. Sürecin zorlukları belirginleştikçe bizler de elimizden başka ne gelebilir diye kafa yormaya devam ediyoruz.

RÖPORTAJ: MEHMET İREN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here