‘Bu Düzen Yıkılsın’: Düzen yıkılsın yıkılmasına da yerine nasıl bir şey gelsin?

0
2417
Barış Akpolat'ın Pentagram konserinde sahneden çekilmiş bir fotoğrafı. Fotoğraf: Levan Uzbay

Pentagram’ın yeni şarkısı ‘Bu Düzen Yıkılsın’ kulaklarımda çalarken aklımda deli sorularla birlikte ekiple buluşmak için Babajim Stüdyoları’nın yolunu tuttum.

BARIŞ AKPOLAT

Amiga 600’ümle oyun oynarken ilk kez ‘Trail Blazer’ı din- lediğim anı, ‘Anatolia’ kasetini almak için Akmerkez Uzelli’ye koştuğum günü dün gibi hatırlıyorum. Hayatımın büyük bir bölümünde Pentagram oldu. Ortaokul öğrencilik günlerimden Hürriyet gazetesindeki muhabirlik günlerime kadar her dönemimde, Pentagram davulcusu Cenk Ünnü’nün Beşiktaş’taki Pena Müzik adlı dükkânını mesken tutmuştum. Grup, ‘30. Yıl Akustik Turnesi’nde tüm üyelerini bir araya toplamıştı. Aynı kadroyu koruyarak kolları sıvayan ekip ‘Bu Düzen Yıkılsın’ adlı şarkısını geçen haftalarda yayımladı.

Eleştiri kültürü bambaşka bir yöne gitmiş durumda. Müziğe başladığınız zaman çevrenizde müziğinizi yorumlayanların davranış biçimiyle bugünkülerin geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz?

Hakan Utangaç

Hakan Utangaç: Eleştirirken argümanlar çok önemlidir. Sundukları argümanlarla eleştirdikleri şey birbirini tutmuyor genelde. İlk albümü çıkardığımızdan bugüne kadar kötü eleştiri hep oldu. Çok değişen bir şey olmadı. Her albümde yaşadık.
Tarkan Gözübüyük: Eskiden daha bile sertti ki bu kadar da kolay değildi eleştirmek. İnsanlar mektup yazıp dergilere postalıyordu eleştirilerini.

Birisi bir şeyi eleştirmek için mektup yazıyorsa altı biraz daha doludur diye düşünüyorum. (Cümle bitmeden dev bir alaycı kahkaha patlıyor.)
T.G: Şunu söyleyebilirim: İyi ki bizim lise ve üniversite zamanlarımızda internet yoktu da söylediklerimiz kayda geçmedi.

Tarkan Gözübüyük

30 yıl öncekini yapsanız ‘tekrar’, değişseniz ‘iyice bozdular’ diyerek eleştiriliyor.
T.G.:
Rüyada gördüğün bir şeyi tarif etmek gibidir şarkı yazmak. Bir grup müşteriyi tatmin etmek için yazmıyoruz biz. Yaşadığımız zamanın duygusunu o hikâyeye yansıtmaya çalışıyoruz. ‘Anatolia’, ‘Unspoken’, ‘Trail Blazer’ albümlerini dinlediğinde o döneme şak diye ışınlanıyorsan o albüm görevini yapmış demektir. Bir şarkıyı doğduğu gün yargılayamazsın. Şarkıyı değerli yapan, o şarkının senin hayatındaki hikâyesidir. ‘Bu Düzen Yıkılsın’ın hikâyesi de önümüzdeki yıllarda şekillenecek.

‘Bu Düzen Yıkılsın’ nasıl çıktı?
T.G: Bugüne kadar klasik Türk müziğine pek dokunmamıştık, o da biraz saray müziği olduğu için uzak kaldık belki de. TSM çok derin bir literatür, bizim de aşina olduğumuz makamlar. ‘Bu Düzen Yıkılsın’ Cenk’in (Ünnü) 9/8’lik davul ritmi anlayışıyla başladı. Yerel ritmleri heavy metale uyarlamaya ilk albümlerden beri çok yatkındır. O ritm, şarkıyı ortaya çıkardı. Sözlerde de bir saray metaforu geçtiği için vokallerin giriş melodisini TSM ezgisiyle taşıyalım dedik.

Cenk Ünnü

Cenk Ünnü: Yerel ve etnik ritmleri çalmaktan keyif duyduğum metal müzikle buluşturmayı çok seviyorum. ‘Anatolia’ albümünden beri grupça bunu uygulamaya da çalışıyoruz ama bunu yaparken çok suyunu çıkarmadan tarzın içine empoze etmek de çok kolay olmuyor. Kayıt esnasında parçada hâkim olan 9/8 lik ritmleri daha sert ve tuşeli nasıl çalacağımı düşündüm.

Şarkıda yıkılsın dediğiniz düzen bugün yıkılsa yerine nasıl bir düzen gelmeli?
H.U.: Başka dünyaları keşfetmeye başladığımız anlar gibi durumlarda yırtarız gibi geliyor.
T.G: Sen çok ileri gittin.
H.U.: O teknolojiye ulaştığında bazı primitif duyguların körelmiştir diye düşünüyorum.
T.G.: Başlangıç olarak ne yiyeceğiz, nerede uyuyacağız ve kiminle sevişeceğiz gibi kaygılar olmadan birkaç kuşak boyunca yaşanabilmesi gerek. Böyle bir refah mümkün olursa ve dünya kaynakları insanlar arasında dengeli bir biçimde paylaşılsa bu çok da ütopya olarak algılanmaz. Bahsettiğim temel kaygılar olmadan yaşanan birkaç nesil dünyayı olumlu yönde değiştirebilir.

ARENA OLMAYINCA GLADYATÖR DE GÖREMİYORUZ

Haftanın 3-5 gecesi yerli grup izlediğimiz bir dönem vardı. Salgın sürecini bir kenara bırakalım, yeni grupların ufak sahnelerde seyircinin önünde pişerek profesyonelleşebileceği bir ortam kalmadı. Habitat öldü. Bu duruma nasıl bakıyorsunuz?
T.G.:
San Francisco, Bay Area’daki thrash metal veya Seattle’daki grunge akımını ele alalım. Birtakım birbiriyle iletişim halindeki gruplar ortam oluşturmuş, ‘Scene’ denilen şey işte. Kültürel bir şeyin oluşması için insanların bir araya gelip bir kimya oluşturabildiği ortamlar gerekiyor. Bizim de 1980’li yılların sonundan itibaren Akmar Pasajımız çok önemliydi. Akmar sadece insanların kaset aldığı bir yer değildi. Bizim dönemde kurulan çoğu grubun neredeyse hep bir araya geldiği yer orasıydı. Bu artık internete kaydı. Bir araya gelmenin kimyasal bir bağı var. İnternetin bu etkileşimi nasıl değiştireceğini kestirmek zor. Fakat önemli olan şu: Biz 70’li yıllarda büyüdük. O zamanlar OrtaDoğu’nun yoksulluğu ve yoksunluğu tıpkı bugünkü gibiydi. İmkânlar kısıtlı, dış ülkelerle bağlantımız zayıftı ama o zaman bizim kuşakta bir umut vardı. Gelecekte güzel bir dünya olacak diye inanıyorduk ve bunun bir parçası olmaya bir hevesimiz vardı. 2020’ye geldiğimizde ortalama bilim insanı Einstein, ortalama siyasetçi Gandi, ortalama futbolcu da Cruyff gibi olacak sanıyorduk. Bugün o umut bence yok. Ama müzik sadece olumlu şeyleri yansıtıp kutlama için çalınacak değil. Günün sonunda çaresizlik de hayatın bir parçası ve o da müziğe yansıyabilir, netekim bizim müziğimize de yansıyor.

YouTube’dan gitar çalmayı çok iyi öğrenebilirsin ama sahnede çalmadan ne kadar gelişebilirsin ki?
H.U.: Arena olmayınca gladyatör de göremiyoruz.
T.G: İnsanların bir arada olduğu ortamlar çok önemli. Akmar, Captain Hook, Kemancı, Mojo gibi hatta ondan önce Ankara’da A Bar, Grafitti, Dorian Gray gibi efsane mekânlar vardı. Replik ve Karpiç diye caz müzisyenlerinin de çaldığı iki mekân vardı. Ankara’da harika bir müzik ortamı vardı. Sonra oradaki ortam İstanbul’a taşındı. Kemancı’ya sadece müzisyenler de değil menajer, yapımcı, gazeteci, dergici ve reklamcılar da gelirdi.

Akmar’ı bitiren şeylerden biri satanizm. O dönemler nasıldı?
H.U. Etrafta bu muhabbet gülüp geçtiğimiz bir şeydi aslında. Askerde bir gün komutanım çağırıp bana sordu bu ne falan diye. Geçiştire geçiştire cevap verdim. Sonra o güldüğümüz şey başımıza iş oldu. Aslında metale en büyük darbeyi vuran şeylerden biri budur. O dönem metal gruplarının tişörtleri sobalarda yakıldı. Hem Akmar’a hem müzik yapılan mekânlar adına büyük darbeydi. Gündem değiştirmek veya algı operasyonu, neyle adlandırmak istersek mümkündür. Metalin daha fazla yayılmasını kesinlikle engelledi. Hâlâ havaalanında bizi gösterip satanist diyenlerle karşılaşıyoruz. Daha yeni oldu bu Sabiha Gökçen’de.

‘Şeytan Bunun Neresinde’ ve ‘Bir’ adlı şarkılarınız algıyı değiştirdi mi?
H.U.: Galiba değiştirmiş oldu. “Bunu yazan satanist olamaz” diye düşünenler çıktı.

Akustik projenizden sonra tüm eski üyeleriniz gruba geri girdi. Gerçekten kalabalıksınız artık.

Ogün Sanlısoy

Ogün Sanlısoy: Bu ülkede 33 yıldır, yılmadan, vazgeçmeden sevdikleri, istedikleri müziği yapmak için uğraşmış bir topluluk Pentagram. Farklı dönemlerde grupla çalışmış eski elemanları da dahil ederek yeni bir albüm yapmak, sadece ülkemizde değil dünyada da pek rastlanan bir durum değil.

Gökalp Ergen

Gökalp Ergen: Üç solistli bir grup pek alışılagelmiş bir durum değil tabii ki. Uygulamada teknik birtakım problemlere çok müsait olmasına rağmen, birlikte yer aldığımız kayıtlar olsun, seyahatlerimiz ve sahne aldığımız onlarca konserde en ufak bir rahatsızlık yaşamadık. Bu sadece profesyonel veya medeni olmak ile açıklanabilecek bir durum değil… İş ve eylem birliği güdebilmeyi, duygusal bir senkronizasyonu, sevgi ve saygının çoğalarak arttığı yakın bir arkadaşlığı gerektiriyor. Birlikte müzik icra etmek ile birlikte müzik üretmek bambaşka şeyler… Beste ve söz yazımı gibi kimyasal bir konuda kolektif bir çalışma sergilemek de her zaman kolay olmaz. Yeni parçamız ve henüz yayımlamadığımız bildiğimizi de göstermiş oldu. Yaratım sürecinde birbirimize kattıklarımızdan çok memnunuz. Paslaşarak, boşlukları doldurarak ve en önemlisi de keyifle çalışıyoruz.

Gökalp Ergen çok görkemli bir ses, Murat İlkan progresif ve power metal sevdalısı, Ogün Sanlısoy’un rengi ise bahsettiğiniz TSM makamlarına çok yakışıyor. Sahnede üç farklı karakterde vokal var. Şarkı yazarken üç vokalin etkisi nasıl oluyor?

Murat İlkan

Murat İlkan: Kalabalık bir kadroya sahip olmak avantaj da sağlıyor aslında çok farklı renklerde ses karakterine sahip solistler olmamız seçenekleri fazlalaştırıyor. Üretkenlik açısından daha geniş bir alana sahip oluyorsunuz.
T.G.: Bu daha çok yeni bir şey ve şarkı yazım sürecimizde geçmişten kalma şarkı oluşturma pratiklerine devam ediyoruz. Fakat üç çok karakteristik vokalistin olması bu grup için çok fazla potansiyel taşıyan, opsiyon sağlayan bir durum. Bu albüm bir ısınma süreci gibi düşünülebilir. Bir sonraki aşamada bu kadroyu nasıl daha verimli hale getirebileceğimizi bulduktan sonra sanıyorum rock opera, progresif rock köklerinin devreye girdiği, çok çeşitli müzik ekolünden beslenen vokalistlerin karakterini efektif bir şekilde kullanan yeni metotlar gelişeceğini düşünüyorum. Sıradaki albüm bir ısınma, bir sonrakiyse çok daha yenilikçi olacak sanıyorum.

ŞARKIYA VE GRUBA FAYDALI OLMAK

Beste ve kayıt aşamasında grubun iki solo gitaristi nasıl paslaşıyor?

Demir Demirkan

Demir Demirkan: Bu single için bir araya gelip çalışma imkânı bulamadık. Uzaktan dosya paylaşımları ile sonlandırdık çalışmayı. Soloları paylaşırken ilk kim ve ikinci kim olacak diye önceden planlıyoruz. Alışık olduğumuz ve üzerine çalmayı tercih ettiğimiz bölümlere karar veriyoruz. Sonra da kayıtları yapıyoruz. Yine, solo bölümlerinde çift ses armoni var ise, melodiyi kim yazdıysa kaydı ilk o yapıyor. Sonra da diğerimiz kaydını yapıyor. İşin en güzel yanı da, ikimizin de kendimizi öne çıkarmaya çalışmak gibi bir isteği olmaması. Birbirimizi öne çıkarıp, ne çalıyorsak, önce şarkıya, uzun vadede de gruba faydalı olması lazım. Bunu kesinlikle gözetiyoruz.

Metin Türkcan

Metin Türkcan: Son üç dört senedir ailevi birtakım sorunlar yaşadığım için müziğe ve
her şeye karşı oldukça motivasyonsuzdum. Demir’in müzikal ve arkadaş olarak güçlü varlığı çok iyi geldi bana. Konserlerde de aynı sahneyi paylaşmak çok keyifliydi. Umarım tekrar çalabiliriz. Son kayıt sürecinde ise müzikal olarak tamamen ona yaslandım diyebilirim. Onun attığı soloların gücü ile çalabildim ve yapabildim kayıtları. Sahnede çalmıyorsak müzik yapmak veya elektro gitar çalmak istemiyorum, çocuksu bir küskünlük bu yaşadığım. Profesyonel duruşun ve tecrübenle iyi ki varsın Demir’cim.

MÜZİKAL YOLCULUĞUMUN EN ÖNEMLİ DURAĞI PENA MÜZİK

12-13 yaşımdan Hürriyet yıllarıma kadar Pena Müzik’te zaman geçirdim. Cenk Ünnü’nün müzikal bilgisi inanılmazdır. Sadece metal değil caz ve rock fusion, progresif, deneysel ne varsa öğrendim. O CD’lerim hala raflarımda duruyor.

Cenk Ünnü: Pena Müzikevi hayatımda gerçekten uzun bir süreyi kapsıyor. 22 yıldan fazla elimden geldiğince müzik kültürüne katkıda bulunmaya çalıştım. İsmi fazla bilinmeyen grupları müzikseverlerle buluşturmak, yeni grupların demolarını tanıtmak, belli bir tarzı sevenlere benzer tarzda başka seçenekler sunmak beni mutlu ediyordu ama mekân misyonunu tamamladı sonunda ve kapatmak zorunda kaldım. Seneler sonra yolu Pena’dan geçmiş birinin bana övgü dolu sözler söylemesi, içinde hüzün de saklı bir mutluluk duygusu yaşatıyor bende. Seninle de çok güzel anılarımız var mesela…

RÖPORTAJ: BARIŞ AKPOLAT
FOTOĞRAFLAR: LEVAN UZBAY

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here