BURCU ÖZBERK İLE ŞEHRİN ZİRVESİNDE

Gözlerinin içi gülüyor. Enerjisi hep yükseklerde. Heyecanı ve oyunculuğa karşı duyduğu aşka bir de yeteneği eklenince, son yılların en beğenilen oyuncularından Burcu Özberk başarısını her projesinde daha da ileriye taşıyor!

RÖPORTAJ: BURÇAK ŞENER FOTOĞRAFLAR: MERT TERLİKSİZ MODA EDİTÖRÜ: ŞEYDA SÖZÜER SAÇ: AKIN ÜNAL MAKYAJ: GAMZE TEKİN MEKAN: FAIRMONT QUASAR İSTANBUL / UKİYO LOUNGE & BAR

Güneşin Kızları’ dizisinden sonra birbirini takip eden birçok proje, sayısı her geçen gün artan hayranlarınız… Peki, bunun öncesinde Burcu Özberk nerede, ne yapar, nasıl hayaller kurardı?

Aslında ilk başta oyunculuk eğitimi aldım, daha da öncesinde konservatuvara hazırlandım, onun da öncesinde Eskişehir’de bir kültür merkezinden 2 yıllık oyunculuk eğitimi aldım. Hem sınava hazırlanıyorduk hem de kendimizi geliştirmeye çalışıyorduk. Daha öncesi lise zaten. Her genç kız gibi istekleri ve hayalleri olan, hayatı anlamaya çalışan, korkan bir çocuktum. Yani hikayem aslında ‘ben oyuncu olmak istiyorum, ne yapabilirim?’ dediğim noktada başlıyor. Küçük bir şehirden sırtımda çanta sınavlara koştururdum, Eskişehir Şehir Tiyatroları’nda beğendiğim, güvendiğim insanlarla tirad çalışırdım.

Hayatınızla ilgili kararlar verirken  cesur musunuzdur?

Cesur muyum yoksa korkak mıyım bilmiyorum. Ben yanımda var olan insanlara, çevreye fazla bağlanan biriyim. Bu yüzden Ankara – İstanbul arasında 3 yıl mekik dokudum. Son Ankara’ya gidişimde İstanbul’dan kaçmıştım. Baktım ki şehir değil aslında kaçtığım, burada da hayal kırıklığı yaşıyorum o zaman İstanbul’a geri döneceğim dedim ve tüm eşyalarımı Eskişehir’e götürüp İstanbul’dan bir daha dönmemek üzere kendime yeni bir düzen kurdum. Uzun zaman sonra kendimi cesur hissetmiştim. Üstelik benim için zor geçen bir dönemdi. Kendimi en cesur hissettiğim zamanlar kararlarımı bireysel aldığım ve sonucunda kimseye hesap vermediğim ya da kızamadığım zamanlardı. Ama şimdi sizi etkileyen, sizin adınıza karar veren birileri oluyor ve hayata tutunma, iş yapma, para kazanma gibi kaygılarınız olduğu için bireysel kararlar alamıyorsunuz. 

‘Aslan Ailem’ dizisi geçtiğimiz sezonun en sevilen işlerinden birisi oldu. Yeni sezonda da devam edecek mi proje?

‘Aslan Ailem’ yeni sezonda devam etmeyecek. Bence tam tadında biten bir iş oldu. Komedinin çok zor bir matematiği var bence. İnandırıcılıktan uzaklaştığımız zaman keyif vermiyor içinde bulunmak. Önümüzdeki sezon dram olan bir projede yer almak istiyorum. Yaşı daha olgun, kararları net, güçlü, hırslı bir kadını oynamak istiyorum.

Set ortamınız nasıldı?

Şimdiye kadar en güzel set ortamım ‘Güneşin Kızları’ dizisiydi. Arkadaşlıklar, heyecan, dayanışma, stres hepsi vardı ve hep özel kalacak.

Mesleğinizin en cazip, en zorlayıcı yanları neler?

Bu sorunun ben de keşfettiğim yeni bir cevabı var; kalabalık içinde olmak. Set ortamını herkes tahmin ediyordur aşağı yukarı, siz rolünüzü oynarken etrafınızda çok fazla insan oluyor. Bu gerçekten zor. Bir taraftan o kalabalığa rağmen kendi içinde tutunduğun, bulduğun o gizemli dünyaya kimseyi almıyorsun. Çok büyük bir özgürlük.

Peki, oyunculuk kariyerinin ilk günündeki Burcu’ya bugün ki aklınızla ne nasihat verirdiniz?

Burcu, yaşadığın an’ları kodla. Burcu, var olan tüm duygularını kabullen ve sakla. Burcu, korkma!

Rol model olarak kabul ettiğiniz isimler var mı?

Elbette izlerken etkilendiğim oyuncular var. Hayat hikayelerini öğrendiğim ve takdir ettiğim, yaptığı işe saygı duyan, çalışkan, hırslı insanlardan etkileniyorum. Fakat rol model olarak aldığım kimse yok. Çünkü bu benim yolum, ayağıma batan taşlar benim canımı yakıyor.

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz şu anda?

Şu anda huzurlu huzursuzluk dönemindeyim. Hayat benim için iki ana duyguya ayrılıyor; korku ve sevgi. Haberler, gündem, iş, insanlar, okuduklarım, baktıklarım benim korkmama sebep oluyor ama sonra o duygudan koşarak uzaklaşıyorum.

Dans dersi alıyorsunuz… Nasıl girdi dans hayatınıza?

Tatbikat sahnesinde ‘Woyzeck Masalı’ çalışırken dansa ilk o zaman mesai harcamaya başladım. Sonra içimde dans etme tutkusu olduğunu fark ettim. Tiyatro bitip İstanbul’a geldiğimde bedenimin ihtiyaçları vardı, kendimi ifade edecek yeni alanlar keşfetmeliydim. Ufak bir araştırma yaptım ve high heels ve urban dans ruhumu hemen harakete geçirdi, ben de eğitim almaya başladım.

Siz şehrin tadını nasıl çıkarıyorsunuz? Gitmekten keyif aldığınız semtler, müdavimi olduğunuz mekanlar var mı?

Genel olarak pek yerimde durabildiğim söylenemez. Sürekli yeni yerler keşfedip farklı aktivitelerle vakit geçirmeyi seviyorum. Ama özellikle sahilde yaptığım akşam yürüyüşleri ve denizin güzel kokusunu içime çekebildiğim anlar vazgeçilmezim. Sanırım sahil diyebilirim. Sandalyemi alıp denizin kenarında oturmak beni huzurlu hissettiriyor. Anadolu Yakası’nı daha çok seviyorum bu yüzden.

Peki alışveriş, moda, stil… Bu kelimeler sizin için ne anlam ifade ediyor?

Hayatımı, günlerimi alışveriş yaparak geçirmiyorum. Her akşam evime dönerken elimde yeni kıyafetlerimi taşıdığım poşetler olmuyor. Ama elbette modanın gerisinde kalmamak benim için hem bir oyuncu olarak hem de bir kadın olarak önemli. Bu yüzden mümkün olduğunca çeşitlendirdiğim bir dolabım var.

Gün bittiğinde ve yastığa başınızı koyduğunuzda nasıl hayaller kuruyorsunuz?

Genellikle geleceğime dair hayaller kuruyorum. Her insan başarılı olmak ister ama bunu nasıl tanımlayabildiğimiz önemli. Ben içime sinen, mesleğime ve kendime bir şeyler katabildiğim işler yaptığım bir gelecekte kendimi huzur içinde hayal edebiliyorum ancak. Güzel bir gelecek hayali zihni gündelik sıkıntılardan da uzaklaştırıp uykuya daha rahat dalmamıza yardımcı olur ayrıca. Tabii bu başarıları yakaladığımda aşık olduğum bir adam ve ailemin, arkadaşlarımın da yanımda olmasını hayal ediyorum. Böyle kocaman bir yemek masası ve etrafında birbirine bağlı samimi sevgi dolu insanlar. Şimdi düşününce yine yüzüm güldü…

Gece çok uykunuz varken hangi filme denk gelseniz sizi uyanık tutar?

Film izlerken uyuyakalmak çok adetim değildir zaten ve gece kolay kolay erken yatıp uyuyan bir insan olmadığımdan, kaliteli herhangi bir yapım beni uyanık tutmaya devam edecektir açıkcası. Ama psikolojik gerilim filmlerini izlemeyi tercih ederim ya da Emir Kusturica’nın herhangi bir filmi de olabilir, yarattığı o dünyayı izlemek, insanı filmden asla koparmıyor.

Şimdi size birkaç kelime söyleyeceğim ve size çağrıştırdığı şeyleri soracağım…

İSTANBUL – İŞ

AŞK – ABARTI

KAHVE – SABAH

MİZAH – GERÇEKLİK

SİNEMA – HAYAT 

Son olarak sizi istediğiniz bir filmin içine ışınlayalım. Hangi film olsun bu?

‘Harry Potter’ filmlerinden herhangi biri olabilir. 12 yaşında kitaplarını okuyup izlediğimde de gerçek olsun istemiştim o dünyanın, 28 yaşında tekrar izlediğimde de keşke bende Hogwarts’ta okusam diyorum (gülüyor).

 

BURCU ÖZBERK’İN İSTANBUL’U…

İstanbul’u hiç görmemiş birine bu şehri anlatacaksınız. En sık kullanacağınız kelimeler ne olurdu?

Gerçekçi bakacak olursak aslında trafik, keşmekeş, kalabalık ve koşturmaca olurdu. Ama İstanbul’un reddedemeyeceğimiz romantik de bir tarafı var kesinlikle. Milyonlarca insan bu çilelerine rağmen bir de kolektif bir aşk yaşıyoruz burada. Burayı hiç görmemiş birine güzel bir manzara tablosu gibi anlatırdım sanırım İstanbul’u, son yıllarda giderek artan betonlarına rağmen. Bahsettiğim romantizme kendimi kaptırmayı tam olarak beceremedim sanırım yine.

İstanbul deyince gözünüzün önüne ilk gelen fotoğraf ne oluyor?

Köprü, Galata Kulesi… Çok turistik semboller artık. Benim için daha kişisel, kendi odamın penceresinden sabah uyandığım deniz manzarası sanırım İstanbul. Bu şehir ile benim aramda daha samimi bir bağ kurmama da yardımcı oluyor.

Şehirde keşfettiğiniz bir yer var mi?

Şimdi nedense aklıma yeni keşfettiğim hamburgerci geldi. İstanbul o kadar büyük ki, dışarı her çıktığımda bir yer keşfediyorum. Özellikle birbirinden bağımsız bir arkadaş çevrem var. Benden yaşça büyük çok sevdiğim insanlar var bilmediğim çok fazla yere gidiyorum. Mesela çekim için geldiğimiz otel bir keşif oldu benim için. Mecidiyeköy trafiğinde bir anda kendimi İstanbul manzarası ve rezidansların yüksekliği arasında hem sıkışmış hemde ferah bir yerde buldum.

İstanbul’da en sevdiğiniz semt…

Kadıköy diye genelleyebilirim sanırım bu sorunun cevabını, yani bu yaka da hala geldiğim küçük bir şehrin izlerini buluyorum. Kendimi daha ‘ben’ gibi hissediyorum. Avrupa Yakası’na geçtiğim zaman daha ciddi olmam gerektiğini düşünüyorum, tek başıma yürümek bile hoşuma gitmiyor, yalnız hissediyorum.

İstanbul’da hiç gitmediğiniz bir semt var mı?

Kısaca bir düşündüm de, görmediğimi söyleyebileceğim bir semt gelmedi aklıma gerçekten. Mutlaka var ama aklıma spesifik olarak söyleyebileceğimiz bir semt gelmedi. Uzun yıllardır burada değilim ancak o kadar çok ve farklı yer gezmem gerekti ki, İstanbul’un hemen her semtine adım atmış olabilirim. Hepsi birbirinden güzel demek isterdim ancak hayatın gerçeklerine uymuyor tabii ki. Şehir artık o kadar hızlı genişliyor ki, anlatılan o eski muhteşem İstanbul havası her semte sirayet ediyor demek güç.

Bu şehrin tadını en çok kimler çıkarıyor sizce?

Klişe olacak belki ama martılar. Bu şehrin manzarasını en tepeden, istedikleri kadar güzel yerlerden, dertsiz, tasasız, vapurdan atılacak bir simiti bekleyerek çıkarıyorlar. Belki sürekli attıkları kahkahalar da bundandır. Yine de sabah erken saatlerde odamdan biraz uzakta gülseler keşke.

İstanbul bir sevgili olsaydı onu elde etmek için neler yapardınız?

Ona sabır gösterirdim. İstanbul bir sevgili olsaydı, şu anki halinden yola çıkarak hırçın, nazlı, kaprisli bir sevgili olacağını söylemek yanlış olmaz sanırım. Ama sevdiğini de iyi ödüllendiren, belki de en çok sahiplenen şehir. Bu yüzden sabredip, onun da beni sevmesini umardım. Tıpkı şimdi yaptığım gibi. Peyk’in bir şarkısı var ‘İstanbul’ diye canım sıkıldığı zaman bu şarkıyı dinlerim gerçekten İstanbu’u düşünerek. Şarkım bile var bu şehre (gülüyor).

Şehrin en iyi kavuşma mekanı sizce neresi?

Karşımda deniz olsun yeter.

Şehirde şu ana kadar izlediğiniz en etkileyici konser ya da gösteri hangisiydi?

Cirque du Soleil’in gösterisini izlemiştim yıllar önce. Hatta Eskişehir’de yaşıyordum daha. Karşı çıktıkları düşünce ve yola çıktıkları inanç o kadar etkileyici ki insan izlerken büyüleniyor üstelik ruhunu da besliyor.

Bu şehre en çok hangi sanatçının gelmesini isterdiniz?

Şu sıralar dünya turnesinde olduğu için ve gidemediğim için olsa gerek Beyonce derim. Bu soruyu üç ay sonra sorduğunuzda fikrim değişmiş olucak eminim.

Bu şehirde en çok sevdiğiniz tarihi simge hangisidir?

Ayasofya.

En sevdiğiniz yürüyüş parkuru…

Fenerbahçe Caddebostan sahili.

Türk kahvesi içilebilecek en iyi adres…

Moda Fazılbeyin Türk kahvecisi.

En çok sevdiğiniz eğlence mekanı neresidir?

İyi müzik yapan her yeri severim.

Sokaktan ne yemeyi seversiniz?

Sucuk ekmek ve kokoreç. 

İstanbul olmasaydı nerede yaşamak isterdiniz?

İzmir’de yaşamak isterdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Haber

NİŞANTAŞI’NA ADANA İL SINIRI GELDİ

Sonraki Haber

YENİ KOKTEYL BAR