Figen Şakacı: Öykülerin depresifi olmaz, insanların olur

0
937

Figen Şakacı’nın yeni kitabı ‘Kesekli Tarla’, 22 öyküyle hayatta benzer dertleri yaşayan farklı insanların dünyalarına sağlam bir giriş yapıyor. Onların gözünden hepimize ilişkileri sorgulatıyor. ZEYNEP GÜLER CEYLAN 

Figen Şakacı’ın 2011’de yayımladığı üç- lemesinin ilk kitabı ‘Bitirgen’di. 2013’te çı- kan ‘Pala Hayriye’ ve 2017’de yayımlanan ‘Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı?’ erkek ege- men toplumda kadının varlığını, var olma çabasını onun sert ve çarpıcı diliyle ortaya koyuyordu. ‘Pala Hayriye’deki ‘Pişti’ hikâ- yesinden uyarladığı ‘Topuklu Terlik Süt Yapar’ tiyatro oyunu, Aysa Prodüksiyon tarafından 2017’de, Şogen Film tarafından 2019’da sahnelendi. Şakacı, şimdi de uzun süredir beklenen öykü kitabı ‘Kesekli Tarla’da köksüzlüğü, aidiyetsizliği, ileti- şimsizliği, hızla akıp giden zamanı, nefreti ve aşkı aynı potada eriten ilişkileri, kendi hayatlarında mutluluk arayan insanların öykülerini anlatıyor.

Bir yazınızda “Uzun yürüyüşlerde yazı demlenir. Kurduğunuz dünyanın içinde yol almaktan yılmayın, yorulunca bir kenara çöküp, seyredin. Kendinizi ve hikâyenizi…” demişsiniz, ‘Kesekli Tarla’nın demlenme süreci nasıl geçti?

Tam da zamanında dediğim gibi geçti. Uzun yürüyüşler, uzun demlerle. Bazı öykülerin yazımı on yıl önceye dayanıyor, bazılarının bende bekleme süresi yıllar aldı. Her birini yazarken –ki içlerinde dergilerde yayımlanmışlar da var- hep aynı itkiyle yola çıkmadım. Tanıklıklar, yaşantılar ve öykünün en çok ihtiyaç duyduğu anlık durumlar, öfke, kaygı gibi duygular da eşlik etti.

ÖYKÜLERİN DEPRESİFİ OLMAZ İNSANLARIN OLUR

Bu çok sevilen üçlemenizin ardından gelen bir öykü kitabı, yazar olarak nasıl bir deneyim öykü kitabı yazmak?

Doğrusu ‘Bitirgen’le başlayan üçlemeyi, ‘Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı?’ kitabıyla sonlandırmam ve her bir kitabın arasında geçen iki-üç yılı da hesaba katarsanız ömrümün 15 yılını bu romanlarla ve içlerinde yer alan karakterlerle yaşadım. Üçüncüden sonra yeni başlayacağım roman için biraz beklemem, yeni okumalar yapmam gerekti, bu arada öyküler yazmaya devam ediyordum. Baktım ki yeni romanın ön hazırlığı uzun sürecek, en iyisi bu öykülerle vedalaşayım da romana öyle döneyim dedim. Bir de tabii en önemlisi; öykünün kaldırabileceği suyun debisi belli. Yazarken imtina ettiğim fazla laf, çokça aksiyon gibi çukurlara düşmeden her bir öykünün içinde gezinmek ya da farklı farklı öykü kişileriyle tanışmak, değişik dil denemelerine girişmek ruhumu havalandırdı.

Pandemi sürecinde çıkması planlı mıydı? Kitapta yer alan öykülerin çoğu depresif, tam da umuda ihtiyaç duyarken…

Bütün öykülerimi bunca yıl elimde tuttum, bir salgın başlasın da öyle çıkarayım diye düşünmedim valla (gülüyor). Hayatımız dahil hiçbir şeyden emin olmadığımız gibi, bu kadar belirsizlik içinde okumayla kendini şifalandıranlar için daha fazla bekletmeyelim diyerek yayınevimle birlikte karar verdik. Ne zaman biteceğini bilemediğimiz bu salgın belasında ve bunca kötü haberlerin içinde öykü yazmak ne demekse, yayınlamak da herhalde öyle; tam da umuda ihtiyaçtan. Bir de öykülerin depresifi olmaz, insanların olur. Her bir öykünün atmosferi çatlaktan sızan ışığı görmeye meyyal karakterlerin yönelimiyle yol aldı. Yazarın okura neşeli günlerden bir demet sunmak ya da umut aşılamak gibi bir vaadi olmaz.

Kitapta birbirinden bağımsız 22 öykü var, kitabın ismi neden ‘Kesekli Tarla’ ?

Yan yana gelince ve onlara karşıdan baktığımda aslında benzer dertleri dillendirenlerin, bir türlü düze çıkamayanların, ayaklarına batan keseklerden tarlayı (burada tarla yerine memleket dersem de anlam değişmez) göremeyenlerin hikâyelerini anlattım… Öykülerimden birinin adını vermek yerine kitabın bende yarattığı hisle ilgilendim.

Öykülerin sıralamasını yaparken nelere dikkat ettiniz?

Dil olarak farklılığına, yarattığım atmosferlerin renk skalasına, farklı karakterlerin birbirine sesleniş biçimine göre bir sıralama yaptım.

Diğer üçlemenizde olduğu gibi buradaki öykülerde de öne çıkan duygu yalnızlık, neden?

Kendini herhangi bir kuruma, kişiye, duruma hizalamadan, kendi olmakta ısrar edenlerin yazgısıdır yalnızlık. Onlardaki güçlü bağımsızlık dürtüsünün önünde hiçbir şey duramaz. Dirençli, kırılgan ve kederlidirler ve zannımca insanın sahip olduğu tek mülk yalnızlıktır. Onun ağırlığına göre şekil alır, ondan kurtulmak için gösterdiği her çaba bumerang gibi döner dolaşır, sahibine ulaşır.

Kitaptaki tüm karakterlerin ortak noktası mutluluk arayışları, kimi ailesinde, kimi eşinde, kimi de evinde arıyor mutluluğu. Mutluluğun en basit tarifini yapar mısınız?

Bu tür kavramlar üzerine tarif verenleri yemek videolarındaki göz kararınca un, iki kaşık da şeker diyenlere benzetiyorum. Yani gerçekten veremem, çünkü bazen kendimi en mutlu hissettiğim anda bile gözlerim dolar benim. Dünya derdiyle dertlenenlerin, diğerkâmlıktan şaşmayanların, bizim gibi her gün ölüm haberlerine uyandıkları bir memlekette yaşayanların mutluluktan anladıklarını kimse kendine rehber edinmesin zaten.

MESELE ELBETTE ERK’ERKLİK MESELESİ

Öykülerde baba figürü de çok öne çıkıyor, kimisinde silik bir baba var, kimisinde ise sizin deyimizle dağ gibi bir baba. Neden baba figürü neredeyse hepsinde var?

Çünkü baba her şeyden önce patriarkanın da ağa babası. ‘Devlet baba’yı da buna katarsak edebiyatın da sinemanın da her zaman ana karakterlerinden biri olmuştur. Bir kavram olarak ele alındığında ise en çok sorgulanması gereken mesele de elbette erk’eklik meselesi. Eh kendimi bildim bileli bunlarla derdim vardı, öykülerimde ‘baba bir figür’ olarak boy vermeleri tesadüf değil.

Pandemi sürecini siz nasıl geçirdiniz, bundan sonra neler değişti/değişecek hayatınızda?

Yirmi senedir evimde okuyup-yazarak, filmler izleyerek yaşıyorum. Bu dönemde bütün bunları daha fazla yaptım. Dışarıyla ilişkim yürüyüş yapmak ve arkadaşlarla vakit geçirmekten ibaretti; onlar kesilince evin anlamı da değişti ve tabii ölüm korkusuyla hayatta kalma arzusu kol kola girip rüyalarıma hücum etti. Her zaman ihtiyacını duyduğum şehirden uzak, bahçeye yakın bir hayatın özlemi daha çok vurdu. Ölüm vakalarının artışına rağmen, insanların hızlarından ve hırslarından hiçbir şeyin eksilmediğini görmek ise başlı başına bir endişe konusu.

Bu sürecin yazarlığınıza ne gibi etkileri oldu?

Şehrin uğultusu sustu ve içimdeki koro başladı. Her bir sese kulak verdikçe çıktı bu öyküler, daha ne olsun?

Siz son dönemde kimleri okudunuz?

Yirmiyi aşkın roman veöğrencilerime verdiğim ‘Yazma Cesareti’ atölyeleri vesilesiyle bol bol öykü okudum, okuttum…

Kitabın sonunda annenize çok güzel sözlerle teşekkür etmişsiniz, sizin yazı üslubunuzda onun nasıl etkileri oldu?

Annemin çok baharatlı bir dili vardı. Biraz acısından, biraz tatlısından ve en rayihalısından bir pinçik de ben kendi üslubuma katabilmişsem alın size mutluluğun tarifi (gülüyor).

RÖPORTAJ: ZEYNEP GÜLER CEYLAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here