Gelecekten haber var

0
184

2020’NİN EŞİĞİNDE KONUŞTUĞUMUZ KONULAR EVRİLİYOR. SOHBETLERİN MERKEZİNDE YAPAY ZEKA VE ROBOT YAZILIMLAR VAR. UIPATH’İN BÖLGEDEN SORUMLU AVRUPA BAŞKAN YARDIMCISI TANSU YEĞEN İLE BİR ARAYA GELEREK BİZİ NASIL BİR GELECEĞİN BEKLEDİĞİNİ KONUŞTUK.

Tansu Yeğen, 1991 yılından bu yana dijital dünyanın merkezinde ve bize gelecekten sesleniyor. Digital Equipment’ta başladığı yolculuğa Hewlett Packkard ve Microsoft Türkiye’de devam etti. Sırasıyla Apple, Turkcell Ukrayna, Turkcell Avrupa ve IBM’de Genel Müdür olarak çalıştı. Ardından Samsung’ta Türkiye başkan yardımcılığı görevi üstlendi ve şu anda da dünyanın yapay zeka ve robot yazılımlar konusunda lider kurumu UiPath’de  Doğu Avrupa, Rusya, Türkiye ve İsrail’den oluşan toplam 30 ülkeyi kapsayan bölgeden sorumlu Avrupa Başkan Yardımcısı olarak görevimi sürdürüyor. Bir araya gelerek başarının ve gelişimin sırrını, yapay zekayı ve yeni teknolojileri konuştuk.

Türkiye Genç İş Adamları derneği tarafından açıklanan listede Türkiye’nin en başarılı iş adamları içinde gösteriliyorsunuz, ayrıca en iyi pazarlama yöneticisi arasında yine siz de varsınız ve sanırım son olarak da Stevie Awards tarafından Avrupa’da yılın CEO’su seçildiniz. Bir yönetici olarak neyi doğru yaparak bu kadar başarılı bulunduğunuzu düşünüyorsunuz?
Aslında her şey iş hayatındaki çok klişe bir laftan başlıyor ‘Sen müdür müsün? Yoksa lider misin? İş hayatına baktığımızda başarılı olmuş tüm patronların müdür değil, lider vasıflı insanlar olduklarını görürüz. Lider dediğimizde de üç temel özellikten bahsediyoruz. Lider dediğimiz kişi; çalışanlarına şirketin nereye doğru gittiğini çok net bir biçimde anlatan kişidir. Yöneticisi olduğu şirketin bir bakıma vizyonunu ortaya koyar. İkinci olarak da kendisiyle birlikte çalışan ekibi bu vizyonla birlikte ilerlemeye motive eder ki onlar da bu vizyona sahip çıksın. Son olarak da çalışanları ile birlikte yürürken çalışanlarının önünü açar. Ama elbette ki sadece bunlar da yeterli değildir. İyi bir yönetici aynı zamanda şirketin temel değerlerini de oluşturmalıdır. Çünkü değerleri olmayan bir şirket başarılı olamaz. Bu bakımdan aslında şirketlerde aileler gibidir. Benim bunlar dışında uyguladığım bir diğer temel prensip ise ulaşılabilir ve alçak gönüllü olmaktır. Örneğin şu an yöneticisi olduğum UiPath tamamen alçak gönüllü insanlardan oluşuyor, çünkü egolarından arınmış ve alçak gönüllü olduğunu ispatlayamayan insanlarla ekip ruhu oluşturmak neredeyse imkansızdır ve böyle olmayan şirketlerde kötü haberler genelde yönetimden saklanırken, çalışanlar hep hata yapmaktan korkarlar.

Size burada başka bir sorum olacak; başarı, herkese göre tanımı değişen oldukça geniş bir kavram, sizce başarının tanımı ne?
Bu soru bana arada sırada dostlar arasında da soruluyor. Benim için başarının tanımı, işini çok düzgün ve layığı ile yapmaktır. Ve görev aldığım her kurumda, daima bir sistem kurmaya çalışmışımdır. Bunu becerebildiğinizde başarı zaten kendiliğinden açığa çıkıyor. Ayrıca bunu becerebilen insan, kendinden sonra yerine gelen diğer insanlar için de kurduğu bu temel üzerine yeni katlar inşa edebilme fırsatı veriyor. Sen bir şirketten ayrıldığın zaman da işler yürüyebiliyor. Çünkü şunu biliyorum ki yöneticiler sistem kurmazlarsa şirketler büyüyemiyor. Benim için iş hayatındaki başarının bir diğer formülü ise daima ‘hedefleri aşmak’ olmuştur. İş hayatında insanları başarıya götüren yol daima müşteriyi merkezde tutup ardından etrafına kurduğun sistemi doğru çalıştırmaktır.

Bize Avrupa başkan yardımcılığını yaptığınız UiPath; yani robotik süreç otomasyonu yazılımı hakkında bilgi verebilir misiniz? Nedir bu robotik otomasyon yazılımı? Ve hayatımızın hangi alanında var?
Biz bu şirketi tanımlarken robotik süreç otomasyonu diyoruz ama esasen bir takım robot yazılımlardan bahsediyoruz. Şöyle anlatayım: Biz bundan 30 yıl önce robot yazılımları ile tanıştığımızda büyük yazılımlar aldık şirketlere, bu yazılımlar sayesinde kağıt ortamında yapılan birçok şey bilgisayar ortamında yapılmaya başlandı ama açıkçası bu fazla bir şeyi değiştirmedi. Çünkü önceden kağıt ve parmakla yaptıklarımızı biz klavye ve parmakla yapmaya başladık. Bu durum sadece biraz olsun verimliliği arttırdı ama bizim hayatımızı istenilen anlamda kolaylaştırmadı. Bu büyük yazılımlar sayesinde 2005’e kadar verimlilik dünya çapında artmış olmasına rağmen, 2005 yılından sonra verimlilik dünya genelinde düşmeye başlıyor. Bunun nedenine baktığımızda ise insanların geçmişte çalıştıkları tempodan çok daha uzun saatler boyunca çalışmak zorunda olduklarını görüyoruz. Bu durum bize bir yerde bir terslik olduğunu işaret ediyor. Bu kadar teknoloji çıkıyor, ama insanların çalışma süreleri değişmediği gibi artıyor bile. UiPath şöyle çalışıyor: Bir çalışan her gün tekrarlanan çok basit işler için, örneğin; bir elektronik postanın ekini açmak, o ekteki rakamları almak ve bir yere kaydetmek ya da bir rapor hazırlamak gibi bir iş aslında her çalışanın rutin olarak yaptığı bir işlerdir. Yani hep bir tekrar söz konusudur. Biz UiPath olarak bu vizyona gelirken şunu söyledik; yapay zeka çok gelişiyor ve insanlar bu tekrar eden işleri yapmaya başladıkça daha da çok çalışmaya başlayacaklar, çünkü yeni teknolojiler çıkacak. Peki o halde biz az evvel söylediğim türden tekrarlanan tüm işleri yapay zeka destekli robotlara yaptırsak nasıl olur? Mesela bizim kendi şirketimizde şöyle bir ortam var neredeyse kimse işe gelmiyor ama devamlı olarak makinelerimizde birisi çalışıyor. Sanki gerçekten orada fiziksel olarak birisi oturuyormuşçasına işler yapılmaya devam ediyor, çünkü bu işleri robot yazılımlar yapıyor. Biz sabah geldiğimizde şirketle ilgili tüm bilgiler toplanmış, finansal ve pazarlama raporları hazırlanmış halde buluyoruz. Hatta robot çalışma arkadaşlarımız var, onlara mesaj atınca bize uzmanlık alanlarında yardımcı oluyorlar.

Daha spesifik bir örnek ile açıklayabilir misiniz bu yazılımın kolaylığını?
Mesela bir müşterimiz olan bir üniversitemizde dört bin öğretmenin SGK başvurusu her ay yaklaşık beş kişi tarafından dört günde yapılabiliyorken şu anda bizim yazılımlarımız sayesinde 25 dakikada yapılıyor. Bu dört kişinin yerine ekranda bizim yazılımımız çalışıyor.

Peki bu yazılımları kullanan şirket sayısı ne durumda? Ülkede bu durum ne kadar yaygınlaştı?
Biz bu şirketi geçen yıl ekim ortalarında kurduk ve şu an itibariyle yüzün üzerindeki kurum bizim beş yüzden fazla robotumuzu kullanıyor. Bütün büyük bankalarda, telekomünikasyon şirketlerinde önceden insanların yapmış olduğu sıkıcı ve rutin işler yerine artık bizim robotlarımız var. Bu sıkıcı ve rutin iş yükünü insanların üzerinden almaya başladığınız zaman çalışanlarınızdan alacağınız verimi büyük oranda yükseltiyorsunuz. Çünkü bu işlerden kurtulan insan yerinden kalkıp konuşmaya, müşterilere gitmeye başlıyorlar. Ya da internette bulunan, kendilerini geliştirecek kurslara dahil oluyorlar. Kendi gelişimleri için bir şeyler yapacak zamanları oluyor.

İnsan yönetme işinin en zor yanı sizce ne?
Bence insan yönetme işinin en dikkat edilmesi gereken tarafı; göreviniz gereği yönetmek durumunda olduğunuz kişilerin  duyguları olan bir canlı, yani insan olduğunu unutmamaktır. Ben mesafeli olmak yerine daha çok arkadaşlığı seven bir yöneticiyimdir.

Gelişen teknolojiler bu sektörün dışında olan insanları ürkütecek kadar hızlı ilerliyor, teknoloji bu kadar hızlı ilerlerse bir aşamada insan işlevsiz hale mi gelecek?
Açıkçası buradaki en önemli devrim, beşinci endüstri devrimi. Biz şu anda dördüncüsünü konuşuyoruz. Sürece baktığımızda endüstrideki birinci devrim buhardı. İkincisi elektrik devrimiydi, üçüncüsü PC ve internet devrimiydi. Dördüncüsü dijital dönüşüm oldu ama asıl biz beşinciyi bekliyoruz. Beşinci endüstri devriminde bizlerin robotlarla beraber yaşayacağı bir dünyadan bahsediyoruz. Ama bizim robot denilince aklımıza fiziksel robotlar geliyor. Mesela bizim hepimizin 1997’de tüm insanlar olarak şok olduğumuz bir süreç yaşandı, IBM’in tasarladığı yapay zeka dünyaca ünlü satranç şampiyonu Kasparov’u yendi ve biz şöyle düşünmeye başladık; demek ki biz makinelere karşı bir şey kazanamayacağız! Fakat IBM o zaman muhteşem bir iş başarıp o makinanın içine o oyunu oynayabilmek için 15 adım sonrasını görebilecek şekilde tüm satranç şampiyonlarının hamlelerini koymuştu. O makina; Kasparov’un oyununu oynadıktan sonra kendi bünyesindeki tüm olabilecek hamlelere bakıp en iyi adımı öneriyordu, Kasparov’u bu şekilde yendi. Bugün hepimiz Kasparov’u elimizdeki cep telefonuyla yenebilecek durumdayız. Çünkü cep telefonlarımız o kadar hızlandı ki bu artık mümkün. Şunu da söylemeliyim ki elimizdeki potansiyele baktığımızda yapay zekanın hala işin çok başında olduğunu görüyoruz. Hedef 2030 yılında artık kendi kendine öğrenen bilgisayarları, yazılımları görmek. Bu ne demek biliyor musun? Bir robota senin yerine bir şey yapabilmesini öğretebilmek demek. Mesela bir robot senin yerine bu röportajı yapabilecek, ya da senin yerine kitabı okuyup, senin yerine özetleyebilecek.

İçinde bulunduğumuz çağda maruz kalmamızın olası olduğu en yüksek siber riskler neler?
Güvenlik yani en büyük tehlike siber saldırılar. Mesela şu an sadece senin bir fotoğrafın kullanılarak sen birisiyle röportaj yapmışsın gibi bir görüntü oluşturmak teknolojik olarak mümkün. Hatta senin söylemin olmamasına rağmen bazı sorulara sanki sen cevap vermişsin gibi ses kayıtları oluşturmak mümkün. Buna da deep fake (gerçekçi sahtecilik) deniliyor.

Bu çok korkunç değil mi? Bu gibi durumlar için teknoloji şirketleri etik manifestolar geliştirmiyorlar mı?
Yayınlanıyor. Hatta ben tüm bu büyük şirketlerle yaptığım toplantıların sonunda elde edebilecekleri en büyük rekabet avantajının etik bir manifesto yayınlamak olduğunu dile getiriyorum. Google yakın bir zaman önce yapay zeka ile ilgili etik bir manifesto yayınladı ve askeri savunma sanayi ile çalışmayacaklarını söyledi ve bizim sistemlerimizin her zaman nasıl karar verdiklerini her zaman bileceksiniz dediler.

Bu ne anlama geliyor?
Mesela bu gün bir kredi başvurusu için bankaya gidiyorsun ve her türlü şarta uygun olmana rağmen sana kredi çıkmıyor, ya da uygunsuz olmana rağmen çıkıyor. Sistemin neye göre karar verdiğini çoğu zaman bilinmiyordu. İşte şimdi yeni teknolojiler sayesinde bu sistemlerin neye göre karar verdiklerini tam olarak bileceğiz. Sana çok ilginç bir şey söyleyeyim; yapay zeka teknolojilerini geliştiren mühendislerin yüzde sekseninin erkek olması, yapay zekanın kadınlarda bulunan uzlaşmaya yatkınlık ya da şefkat gibi bir çok ılımlı duygudan yoksun olmasına yol açıyor. Yapay zeka teknolojilerini oluşturan kadın oranının yüzde yirmi olması yeterli değil. Bu yüzden ben de WTech Derneğinin (Women in Technoolgy) kurucu üyelerinden birisiyim ve kadınların teknoloji alanında çok daha aktif rol alması için bir çok projeyi üretiyor ve destekliyoruz.

Gelişmeye devam eden teknoloji insanları işlevsiz bir hale mi getirecek?
Bu soru çok enteresan ve çok merak edilen bir soru. Söyleyeceklerim fütüristlerin yüzde ellisi ile örtüşürken diğer yüzde ellisi ile örtüşmüyor. Biz şu an da öyle bir dünyaya doğru gidiyoruz ki robotlar ve insanlar bir arada yaşayacak, bu gelişen dünyada bunların örneklerini görmeye başlayacağız. Mesela Elon Musk’ın haziran ayında duyurduğu Neuralink (neuralink.com) şirketinde tam olarak neyi hedeflediğini açıkladı. Elon Musk, bu proje ile insanların zihnine belli bilgilerin yüklenmesini sağlayacak. Bu şu anlama geliyor; mesela, pilotluk becerisi ya da dil öğrenme kapasitesi, ya da piano çalma becerilerini hazır bir biçimde beynimize yükleyebileceğiz. Hatta aynı zamanda beynimizin de bir yere yedeğini alabileceğiz. Şimdi 2050’lere vardığımızda teknolojik olarak geldiğimiz seviye beynimizin yedeğini artık bir yerlere alıp, bir de üzerine beynimizin becerilerini en üst seviyeye kolaylıkla taşımak olacak. Şu anda Elon Musk üç tane tel ile şu an bunu yapabiliyor. Ama yıl 2075’lere geldiğinde olması beklenenler bununda ötesinde olacak. Çünkü o zaman artık bizim bir robotumuz olacak ve biz bu robotlara öğrendiklerimizi aktaracağız, bu robotlar bizim yerimize işe gidip çalışacaklar. Aslında gelecek gelişmelerden ürkecek pek bir şey yok çünkü bu gelişmeler yaşandığında yani bu otomasyonlar bu hale geldiğinde dünyadaki refah seviyesi artmış olacak. Robotların bizim yerimize çalışarak açığa çıkardıkları gelir, yani ülkelerin kazandığı refah seviyesi insanlara eşit seviyede dağıtılacak.

Siz bayağı robotlar sayesinde dünyaya sosyalizm gelecek diyorsunuz, doğru mu anlıyorum?
Evet, ve buna temel gelir modeli deniliyor. Ama tüm bunlarla ilgili inanılmaz ateşli tartışmalar sürmeye devam ediyor. Çünkü bir şekilde ülkeler bu temel gelir modelini anlamaya çalışıyorlar. Çalışanların sosyal hakları nasıl korunacak bunu anlamaya çalışıyorlar. Kısaca olması muhtemel temel gidişat bu yönde gibi görünüyor. Ve ben bu durumu oldukça pozitif değerlendiriyorum. Çünkü insanlar bu gelişmeler sayesinde saatlerce çalışmayı bırakıp dünyanın keyfini de çıkarabilecek hale gelecekler.

Yakın bir zaman önce Rus bir teknoloji şirketi, ölmüş ya da yaşayan bir yakınımızın dijital robot kopyasını yaptırabileceğimizi kamuoyu ile paylaştı, peki ama bu insan psikolojisi için ne kadar sağlıklı bir şey?
Biliyorsun ki bu ‘Black Mirror’ dizisinin bölümlerinden bir tanesinde var. Muhakkak ileride bunun bir pazarı olacaktır, yani insanlar kaybettikleri insanları bir şekilde yanlarında isteyebilirler. Ama tabii senin de dediğin gibi bunun psikolojik etkileri çok farklı olabilir. Bu şirket senin istediğin birisinin robotunu yapabildiği gibi, aynı zamanda tamamen hizmet amaçlı robotlar da tasarlıyor. Ama iş ayrıldığın sevgilinin ya da vefat etmiş bir yakınının robotunu yaptırma boyutuna gelmesi bana da çok sağlıklı gelmiyor.

İleri teknolojinin bu kadar içinde olan birisi olarak sizi bile çok şaşırtan bir teknolojik gelişme var mı?
Birleşik Devletler’i en son ziyaretimde yeni bir teknoloji ile tanıştım ve oldukça şaşırdım. Kulak bölgesine takılan bir alet ile artık şunu yapmak mümkün: Sen bana Ukrayna’nın nüfusu kaçtır diye bir soru soruyorsun. Bu alet kulağımda takılıyken benim tek yapmam gereken aklımdan bu soruyu tekrarlamak oluyor. Ben eğer aklımdan Ukrayna’nın nüfusu kaçtır diye tekrarlarsam sorununun cevabı hiç bilmediğim halde aklıma geliyor. Bu alet benim beyin dalgalarım sayesinde benim ne düşündüğümü analiz ediyor ve Google’a bağlanıyor ve aldığı bilgiye bana tekrar fısıldıyor.

Ne diyorsunuz? Peki biz nasıl sınav yapacağız artık?
Ben sana daha da şaşıracağın bir şey söyleyeyim. Bu da çok yeni bir gelişme; müzik sistemleri yapan Bose firması bir gözlük çıkarmış. Bu gözlüğü cep telefonuna kablosuz bağlıyorsun ve gözlükten kafatasından iletilen dalgalarla inanılmaz bir kalite ile müzik dinliyorsun. Yani ben burada güneş gözlüğü ile oturuyor olsam ne yapıyorsun dersin, oysa ki ben müzik dinliyor oluyorum. Hem de dışarıya hiç bir ses yansıması olmadan, çünkü beyin dalgalarımla benim duymamı sağlıyor. Dahası bu güneş gözlüğü ile telefon gibi konuşuyorsun. İnanılmaz bir şey. Ama ben şu an telefon özelliğini kullanamıyorum çünkü ‘Bu kişi kendi kendine konuşuyor derler’ diye, ama inanılmaz kalite de müzik dinliyorum.

Robotik teknolojiler ile ilgili eğitim almak isteyen gençler neler yapmalı? Hangi üniversiteler bu konuda yetkin?
Bu konuda eğitim almak için her geçen gün yeni gelişmeler yaşanıyor. Mesela Türkiye’de Hacettepe Üniversitesi yapay zeka ile ilgili bir bölüm oluşturdu. Ayrıca biz yine Bahçeşehir Üniversitesi ile büyük bir iş ortaklığı yaptık onların yaklaşık iki yüz yetmiş bin öğrencisine hem yapay zeka hem de robot yazılımlar konusunda eğitim verdik. Ayrıca bu yazılımları teknolojilerini UiPath.com adresinden herkes ücretsiz olarak indirebilir ve de eğitimlerimizi de gene sitemizden ücretsiz olarak alabilir.

Robotlar; masaj yapıyorlar, yemek yapıyorlar, ameliyat yapıyorlar, otomobil yapıyorlar bunlar tam olarak şu an da ne yapamıyorlar?
Şu an da girmedikleri herhangi bir yer yok. Onlar hemen hemen her şeyi yapıyorlar. Araba da kullanabiliyorlar, asker de olabiliyorlar hayat arkadaşı da olabiliyorlar. Ama şu bir gerçek ki daha tam olarak gelişmediler. Biz gelişmiş bir robotun tanımını şöyle yapıyoruz; yaklaşık yüz yetmiş eklem noktasına doğru hareket edebiliyorsa işte bu gerçek insana yakın bir robottur.

RÖPORTAJ: Eftalya Köseoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here