ŞEHRİN SÜPER KAHRAMANI GÜLSE BİRSEL

Meslektaş olduğumuzdan olsa gerek, röportajı organize ederken bile tavrıyla, önerileriyle içinizi rahatlatan, işinizi kolaylaştıran bir isim Gülse Birsel… Dergicilikte kariyer basamaklarını hızla tırmanan ardından dümeni yazarlığa, senaristliğe ve oyunculuğa çeviren Gülse Birsel, elini attığı her işte çok başarılı. Pozitif duruşunun, zekasının, yeteğinin ve en önemlisi asla bitmek bilmeyen enerjisinin bu başarıda payı çok büyük. Son olarak ‘Jet Sosyete’ dizisiyle ekranlarda olan Birsel ile bu özel sayımızda bir araya geldik ve keyifli bir çekim gerçekleştirdik. Objektifimizin karşısına geçtiğinde her anıyla yüzümüzü gülümseten Birsel ile röportajımızı okurken sizler de gülümseyeceksiniz…

Yarattığınız her karakter, yazdığınız her senaryo çok beğeniliyor, ekranda, beyazperde de ilgiyle izleniyor, sizce bu işin sırrı nedir?

Çok gizemli bir formül yok aslında. Özene bezene yazmak, iyi reji, iyi oyuncu, iyi ekiplerle çalışmak. Mizahı “Bu ara neler tutuyor, kaç gişe yapar, ne kadar para kazanılır?” motivasyonuyla değil, “Bizim seyredeceğimiz bir iş nasıl olurdu, eşimizin dostumuzun beğenip tebrik edeceği iş kalitesini nasıl tuttururuz?” diye yola çıkmak.

Karakterleri yaratırken nasıl bir hazırlık süreci geçiriyorsunuz?

Her yazarın farklı yöntemi vardır. Temelde şimdiye kadar tanıştığınız, dinlediğiniz insanların hayalgücündeki yansımaları. Bazen bir davranış kalıbından yola çıkıyorum. Bazen tanıdığım birkaç kişiden birer tavır, bir mimik, bir laf çalıp karıştırdığım oluyor, bazen de senaryoda ihtiyaç duyulan bir karakter varsa, onun gereklerini yazıp hayalgücümle süslüyorum. Bir röportajda anlatılacak kadar kısa değil. Oyuncu rolü aldıktan sonra da yazarın hayalgücünde karakterin gelişimi devam ediyor.

‘Jet Sosyete’ ekranın en çok sevilen işlerinden birisi, ekşi sözlük’te tam 278 sayfa yorum yapılmış, işin aynı zamanda mutfağında bir isim olarak, siz bu ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ne ekşi sözlük ne reytingler pek gösterge değil aslında. Şimdiki reyting denekleri zamanında olsa ‘Avrupa Yakası’ 13 bölüm ekranda kalamazdı. Ama sevildi, tipler çok konuşuluyor, mutluyuz. Bir fanatik kitle var beni bile şaşırtan, replikleri ezbere bilen, dizi 300 bölüm sürsün isteyen! Tabii haftada 120 dakika komedi üretmenin baskısı ve acelesi arasında neşemizi heyecanımızı kaybetmeden elimizden gelenin en iyisini yapmaya uğraşıyoruz, bu şartlar altında olduğu kadar. Bir daha da televizyona 100-120 dakika komedi dizisi yapmayacağım zaten, kesin ve net kararlıyım!

‘Jet Sosyete’de çok başarılı bir ekip var, çekimler nasıl geçti? Unutamadığınız anılarınız var mı?

Set çok mutlu, çok birbirinden memnun bir set. Herkes arkadaş. Bu kadar birbirini seven, tatlı bir ekibi dizi setlerinde görmediklerini konuk oyuncular söylüyor. Şu ana kadar tartışma bile yaşanmadı. Başka türlü zaten çekilmez bu iş. Dün sabah 16 saat oynadım, 07.00’de çıktık, bu sabah 06.30’da çıktım, biraz uyuyup, bu çekime geldim. Ayağım 38 numara, bu çekimde 39 numara ayakkabılar ancak oldu! Yorgunluktan kemiklerim ağrıyor, tek gözüm yorgunluktan şişmiş, kısık. Bu vaziyete neşe, haha hihi olmadan zaten tahammül edemezsiniz.   

Sizin yazdığınız hikayelerde aslında İstanbul da hep başrolde. Bu ‘Jet Sosyete’de de böyle, bu şehir senaryoyu nasıl etkiliyor?

Benim doğup büyüdüğüm şehir burası. Aslında bir dünya. Her semtinden, her mahallesinden yüzlerce hikaye çıkar. Ben daha çok bildiğim semtleri, bildiğim hayatları yazmaya çalışıyorum. Ve hiçbir semt steril olmadığından, rengarenk insanlar yan yana yaşayıp hem anlaşıp hem çatıştığından malzeme zengin.

Son filminiz ‘Aile Arasında’ çok beğenildi, yeni bir film projeniz olacak mı bu yıl?

Mayısın ilk haftasına kadar TV8’de diziyi seyredeceksiniz. Ardından benim hemen film senaryosuna oturmam, 2-3 ayda yetiştirmem ve bu yaz film çekmemiz mümkün değil. Beyazperdenin hakkını vermek lazım. Önümüzdeki kış benim yazdığım bir film vizyonda olmayacak. Sonraki kış olması muhtemel.

Sizi çoğunlukla hep kendi yazdığınız projelerde izledik, başkasının yazdığı bir senaryoda oynama ihtimaliniz nedir?

Aslında başkasının senaryosu olan iki filmde sadece oyuncu olarak rol aldım. ‘Yedi Kocalı Hürmüz’, benim açımdan çok eğlendiğim ve güzel anıları olan bir filmdi mesela.

Komedi denilince akla ilk gelen isimlerdensiniz, ters köşe yapıp, izleyicilerinizi şaşırtıp örneğin bir korku filminde rol alır mısınız?

Hiç içim almaz!

Geçtiğimiz günlerde Mattel firması tarafından dünya çapında ilham veren 20 kadından biri seçildiniz, bu proje kapsamında da Doğan Kitap’la birlikte 40 okula 250’şer kitaplık birer kütüphane yaptırarak şahane bir işe imza attınız. “Okumayan yazamaz” diyorsunuz, siz en çok kimleri okumayı seviyorsunuz?

Çok uzun bir liste olur bu ama Türk yazarlarından sayayım bari: Hakan Günday, Murat Menteş, Zülfü Livaneli, Ahmet Ümit, Sezgin Kaymaz, İhsan Oktay Anar, eskilerden tabii ki canımız Haldun Taner, Ahmet Hamdi Tanpınar, elbette Yaşar Kemal, bu liste uzar…

Daha önce birçok kez İstanbul Life dergisine kapak oldunuz, şimdi bu özel sayımızda yine bizimlesiniz. İstanbul Life dergisi size ne ifade ediyor?

Her yıl geleneksel olarak kapak olduğum, lokum bir ekibin hazırladığı, arada bakıp sayesinde İstanbul’dan daha iyi faydalandığım bir rehber. Fakat “İstanbul’un Kahramanları” temasının kapağı olacağımı öğrendiğim an kara kara düşünmeye başladım! Zaten sabah sekizde uyumuşum, ne pozlar verdim ne yaptım hiç bilmiyorum. Süper kahramanların pozlarını da hiç gözlemlememişim. Süpermen’den çok Süper Mario Brothers tarzı pozlar verdim galiba. Hayırlısı.

Yazarken size en çok neler ilham veriyor?

Yetiştirme mecburiyeti!

Şehirde size ilham veren adresler nereler?

Şu an gidip görmeye korktuğum Beyoğlu’nun 94’ten 4-5 yıl önceye kadar olan hali. Her zaman kendini bir şekilde koruyan, çocukluğumdan beri aynı pozitif, kibar mahalle ruhunu muhafaza eden oturduğum yer Nişantaşı. Beşiktaş ise doğduğum ve çocukluğumun geçtiği semt, belki o yüzden çarşı marşı bir anda serotonini basıyor bana!  Cihangir’i zaten severim, o son 15 yılın meslek sebebiyle vakit geçirilen eşli dostlu mahallesi! Boğaz da tabii harika. Ama o kadar gösterişli ve romantik bir yer ki, iyi ki Boğaz manzaram yok, asla oraya bakarak yazamazdım. Bırakırsın laptop’u hemen arkadaşlarını çağırıp rakı sofrası kurarsın!

Sizce ‘İstanbul’un Kahramanları’ kimler ve neler?

Kendini bozmayanlar! Duruşunu koruyanlar! Kafe olsun, insan olsun, dükkan olsun, sokak, mahalle, kurum, tarihi eser, fark etmez. Deformasyona, yozlaşmaya karşı prensiplerini koruyup dik, sağlam, kişilikli, kendi gibi duranlar. Son yıllarda bunu başaranların hepsine selam!

Şehirde en çok sevdiğiniz tarihi simgeler hangileri?

Mimar Sinan’ın yaptığı bilinen veya az bilinen her eseri muhteşemdir. Bu şehir biraz da Mimar Sinan sayesinde İstanbul’dur. Kapalıçarşı’yı da çok severim, ki o da şimdilerde göçmen dükkanları ve oralardaki ithal zevksiz ürünlerle ruhunu kaybetme tehlikesinde. Ama benim illa senede bir iki kere gidip tam gün geçirdiğim şahane, bana göre sihirli bir yerdir. Oradan Mısır Çarşısı’nda ev alışverişi ve tarihi restoranlardan birinde yemek, al sana müthiş bir gün. Haydarpaşa Garı olmadan İstanbul’un fotoğrafı eksik olur. Balat’ın evleri, Soğukçeşme sokaktaki evler, Nişantaşı ve Taksim civarındaki az da olsa art deco, art nouveau apartmanlar, hepsi şehrin hafızası. Tabii Yerebatan ve Binbirdirek Sarnıçları da şahane yerler. Ama bana surlar, anıtlar, sarnıçlardan çok, halkın bire bir kullandığı, zamanında çok yaşanmış, oturulmuş, dolaşılmış mekanlar ilgi çekici gelir. Çarşılar, camiler, konut binaları, yollar, meydanlar. Cumhuriyet tarihinden hayatın, hafızanın önemli parçası Taksim Meydanı ve AKM’nin hali feci oldu. Şu an şehirde çürük diş gibi duruyorlar, çok üzücü, onların derhal toparlanması lazım.    

Şehirde keşfettiğiniz yeni adresler var mı?

Son iki yıldır dizi devam ettiği için en fazla kendi mahallemde dolaşabiliyorum. Nişantaşı yeni, kişilikli neşeli adresler konusunda hiç yokluk hissettirmiyor. Son olarak Galvin’e taktık, sevdiğimiz restoranlar listesine girdi. Bir de Akaretler kafe, fırın, kitapçı vs.’lerle çok lezzetli bir yer haline geldi.

İstanbul’da keyifli bir gün geçirecekseniz neler yaparsınız?

Yürünebilecek mahalle çok az, onun için ya Nişantaşı, ya Kapalıçarşı, ya Beşiktaş’da yürüyüp vitrin bakarım, ufak tefek birşeyler alırım, alışveriş dopamin veriyor, yapacak birşey yok! İyi bir kahve içerim, semtine göre hangisi güzelse. Kapalıçarşı’da iyi bir Türk kahvesi mesela. Veya Nişantaşı’nda daha fanfin, şık bir kafede kremalı bir kahve ve yanında dondurma. Kitap-kırtasiye alışverişi çok severim. Hava kararınca da bir sinemaya veya tiyatroya gireceksin, tamam işte! Sonra da belki geç bir yemek. Enerjin varsa ve bulabilirsen geç saatte güzel bir ev partisi, bar veya konser.

Şehirde bahar aylarında en çok neler yapmayı seversiniz?

İyi, ılık havada, günbatımına yakın Boğaz’da balık sofrasına oturmak.

İstanbul’dan uzakta kaldığınızda, en çok neleri özlüyorsunuz?

Trafik, havalanından çıkar çıkmaz burun buruna geldiğin kirli hava, taksi kavgası, kabalık ve gerginlik hariç her şeyini özlüyorum.

Röportaj: Zeynep GÜLER CEYLAN Fotoğraflar: Zeynel Abidin AĞGÜL Moda editörü: Hakan Öztürk Makyaj: Ülker MUTLUCAN Saç: Gürhan KALAY Fotoğrafçı asistanı: Murat AĞGÜL Moda editörü asistanı: Fırat GENÇDOĞAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Haber

Intercity V Weekend Sports

Sonraki Haber

WATERGARDEN İSTANBUL NOSTALJİ SOKAĞI RAMAZAN'DA ANTEPLİ HALİL USTA’YA EMANET