Selçuk Altun: Hayat romanlardan daha tuhaf

Yedi romanı, iki novellası olan yazar Selçuk Altun ile yazı evinde bir araya geldik. Son romanı ‘Ardıç Ağacının Altında’dan İstanbul’a; resim, kitap ve obje koleksiyonlarından bu şehri en iyi anlatan yazarlara dair konuştuk…

Yazı SENEM BAL AY Fotoğraflar: NURDAN USTA

Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir’… Yazar Selçuk Altun’un 2001 yılında okurlarıyla ilk buluştuğu romanı… Kitaplar, kitabevleri, resimler, müzik, arkeoloji, Beyoğlu, Manhattan bu romanda buluşuyordu. Okuru gizemli bir serüvenin içine çekiyordu. Sonrasında devam romanı ‘Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca’ geldi. Yazarın dört roman ve novella’sının isimleri, çok sevdiği şair Oktay Rifat’ın dizelerinden…

‘Ku(r)şun Lezzeti’, ‘Annemin Öğretmediği Şarkılar’, ‘Kitap İçin’, ‘Senelerce Senelerce Evveldi’, Kitap İçin 2, ‘Bizans Sultanı’, Kitap İçin 3, ‘Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme’ ve ‘Buraları Rüzgâr Buraları Yağmur’… Selçuk Altun’un kaleme aldığı eserleri… Son romanı ise temasını “Hayat romanlardan daha tuhaf ” olarak ifade ettiği ‘Ardıç Ağacının Altında’…

Son romanınız ‘Ardıç Ağacının Altında’da Erkan Sipahi’nin yaşamında uzun bir yolculuk var. Bir ardıç ağacının altında kendisiyle hesaplaşırken karşımıza çıkıyor. Sizin bu romana başlarken çıkış noktanız neydi? Neden ardıç ağacı?
Prof. Hikmet Birand’ın ‘Alıç Ağacı ile Sohbetler’ adlı bir deneme kitabı vardır. Unutulmaz yapıtında yazar 1960’larda Dikmen sırtlarındaki bir alıç ağacıyla içten bir sohbete dalar; yalnız bitkiye bir bilge muamelesi yapar. Sürükleyici diyalogları beni etkilemişti. Kitabı bitirince, anlatıcısının gizemli bir ağaca içini dökeceği bir roman kotarmak demek ki bilinçaltıma yerleşmiş.

O bitkinin bir ardıç ağacı olmasına gelince; ardıç gizemli bir ağaçtır, yalnız yaşar, simetrik bir duruşu yoktur, uzun ömürlüdür, çiçekleri deva saçar. Adeta ağaçların Yılmaz Güney’idir. Bir Şaman ağacıdır, insanlar yüz yıllardır ondan umut bekler. (Eklemem gereken bir bilgi var, Hikmet Birand rahmetli kayınvalidemin dayızadesiydi.)

Bu romanda kurgu ve gerçek karakterler iç içe. Kitabın temasını nasıl tanımlarsınız?
İlk romanımı 2000 yılında yazmıştım, yazmaya başlayalı beri başkalarının yazdığı romanları daha zor okur oldum. Ben de bunun üzerine yazar, şair, sanatçı ve aykırı kişilerin yaşam öykülerine sarıldım. Nicesinde şunu gördüm; okuduklarım o kadar şaşırtıcıydı ki roman diye yazsam tüm yayınevleri refüze ederdi. Bu romana o tür anekdotlar serpiştirdim; gerçek ile kurmaca kişiler sanki düello eder oldular. Kitabın arka kapağında da vurgulandığı üzere kitabın teması, “hayat, romanlardan daha tuhaftır.”

Romanlarınızı yazarken hazırlık süreciniz nasıl oluyor? Farklı şehirler, semtler, sokaklar romanlarınızda okurun karşısına çıkıyor. Romanlarınızı yazarken ya da hazırlık döneminde seyahatleriniz oluyor mu?
‘Ardıç Ağacının Altında’ benim yedinci romanım, iki de novellam var. Hepsinin atar damarları ‘gezi ve gizem’ yapıtları olmasıdır. Kasabalar, kentler ve sokaklar bir temel karakterler kadar önemlidir. Romanlarımda yer almasına karar verdiğim yerlere kesinlikle gider, notlar alırım.

Çıktığım seyahatler beni ekstra ilhamlarla ödüllendirir. Romanlarıma başlarken beni ateşleyecek bir adının olmasına dikkat ederim. Bu yüzden dört roman veya novellamın adını gözde şairim Oktay Rifat’ın dizelerinden ödünç almışımdır. Roman kurgusu kafamda berraklaştıktan sonra onu bölümlere ayırır ve bir heykeltıraş gibi şekillendirmeye çalışırım.

‘Ardıç Ağacının Altında’ için gezi rotanızda hangi şehirler vardı?
Bu roman için yurt içinde Tirebolu, Giresun, Samsun, Eskişehir ve Urfa’ya; yurt dışında Bruges, Colmar ve Cenova’ya gittim. Yöre tasvirlerim canlıysa bunu o gezilere borçluyum. Gustave Flaubert’in İstanbul’dan sonra Cenova’ya gidince orası için, “İstanbul eksi camiler” demesi ilginçtir. Cenova’nın arka sokakları Galata’yı anımsatır. Malum Galata, Bizanslılar döneminde Cenevizlerin yaşadığı semtti.

Siz en çok nelerden ilham alırsınız ya da sizi yazılarınızda besleyen nedir?
Paul Auster “Ben ilhamı beklemem, o gelir beni bulur” demiştir. Romanlarımın anlatıcıları genellikle varsıl, birikimli, iyi eğitim almış, gezmeyi, müziği, okumayı ve sanatı seven kişilerdir. Birikimli kişiler için yazdığım söylenir ama oturayım da birikimliler için romanlar yazayım demem. Yalnız edebiyatımızda estet duruşlu anlatıcıların eksikliğini duyumsadığım için onlara sahip çıkarım. En iyi bildiğim dünyadan beslenmeye çalışmışımdır diyebilirim.

Bu şehirde en sevdiğiniz semtler hangileridir?
Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken gözde semtlerim Bebek ile Yeniköy’dü. Rahmetli babam 1960’ların sonunda Fatih Kaymakamı’ydı; kaymakamlık Valens Su Kemerleri’nin hemen altındaydı, lojmanımız Kıztaşı anıtının altındaki Yeşiltekke Sokağı’ndaydı. Bizans ile Osmanlı anıtlarının bir symbiosis içinde zamana karşı durduğu tarihi semtleri severim. Çeyrek yüzyıldır Üsküdarlıyız;
Çengelköy’ü, Beylerbeyi’ni ve özellikle sanatçı ve yazarların yeğlediği adı tuhaf ama aydınlık Kuzguncuk’u severim.

İstanbul denince gözünüzde canlanan fotoğraf karesini sorsak? Ya da bu şehrin sizce simgeleri nelerdir?
İstanbul denince aklıma, Üsküdar’dan bakınca ufkumu dolduran Topkapı Sarayı ve komşu heybetli camiler gelir. Aklıma ilk gelen simge budur. (Bir de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun unutulmaz şiiri vardır: “İstanbul deyince aklıma / Bir sepet kınalı yapıncak gelir / Şehzadebaşı’nda akşam üstü” diye açılır ve belki yüz dize gürül gürül akar.)

En sık ziyaret ettiğiniz kitabevleri, sahaflar ya da antikacılar hangileri?
Kitabevi listem kısa değildir: D&R, İş Kültür ve YKY Kitabevleri, Minoa, Pandora, Mephisto, Robinson Crusoe ve Homer. Minoa’nın yakında Avrupa çapında bir butik kitabevi olmasını bekliyorum. Şu sıralarda iki sahafa takılmaktayım; Sahaf Turkuaz (Beyoğlu) ile Sahaf Müteferrika (Kadıköy). Turkuaz’ın ortaklarından sahafbaşı Nedret İşli kentin en elzem kişilerindendir. Gözde antikacım, Kapalıçarşı’daki Mavi Köşe’dir.

Sizce İstanbul’u en iyi anlatan yazar kimdir? En sevdiğiniz yazarlar kimlerdir?
Evvelsi günkü İstanbul’u Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar ile Abdülhak Şinasi Hisar; dünkü İstanbul’u Orhan Veli ile Oktay Rifat ve bugünkü için Orhan Pamuk bir çırpıda aklıma gelenlerdir. (Ünlü ABD blogu Huffington Post’un 2015’te yaptığı bir araştırmaya göre “Kendinizi İstanbul’da bulursanız okunacak dokuz kitap” arasında birinci sırada Orhan Pamuk’tan “İstanbul”, ikinci sırada Selçuk Altun’dan “Annemin Öğretmediği Şarkılar” yer almaktadır. Bir kare as yapmam gerekirse; Oktay Rifat, Yaşar Kemal, Sait Faik ve Orhan Pamuk derim.

Gizem, gezi, hüzün, serüven kitaplarınızın sayfalarında okurla buluşuyor…Sizin yaşamanızdaki anlamları ve karşılığı nedir?
‘Ardıç Ağacının Altında’nın anlatıcısı Erkan’ın dediği gibi yaşadığımız her dakikanın ya keyfini sürmeli ya da ondan bir ders çıkarmalıyız.

Sanatla olan ilişkiniz nasıldır? Şehirde takip ettiğiniz galeriler, sanatçılar var mıdır?
Kitap koleksiyonerliğinin yanında resim ve obje koleksiyonum vardır. Gözde ressamım yerlilerden Nazmi Ziya, yabancılardan Howard Hodgkin’dir. Evin Sanat Galerisi, Galeri Nev, C.A.M Galeri ile Galeri Selvin’i takip etmeye çalışırım. Yaşayan ressamlardan Peter Hristoff, Bilge Alkor ile Sali Turan’ı, heykeltıraşlardan Seçkin Pirim ile Zafer Sarı’yı takdir eder ve izlerim.

Kitap koleksiyonunuzda en sevdiğiniz eserler hangileridir?
Koleksiyonluk parçalarda en önemsediklerim Osmanlı’ya matbaayı getiren İbrahim Müteferrika’nın 1729’da bastığı ilk kitap olan “Vankulu Lugatı” ile Süryani alfabesiyle kotarılan el yazması “Azizlerin Tarihi”dir. (Bu kitap bin yaşında da olabilir.) Süryani alfabesi albenili harflerden mürekkeptir, ilk İncil bu alfabeyle yazılmıştır.

İmzalı kitap koleksiyonunuz da var. Gözde eserleriniz hangileridir bu koleksiyonda?
Yerli yazarlardan Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet’in birlikte Şevket Rado’ya imzaladıkları “Garip”i önemserim. Bu üç üstadın birlikte imzaladıkları tek yapıttır. Yabancılardan, bir şiir antolojisi olan “New Poems 1942” hem madden, hem de manen değerlidir. Kitap antolojiye katılan 26 şair tarafından da imzalanmıştır. Kimler var derseniz; W.H. Auden, Archibald Macleish, Robinson Jeffers, Marianne Moore, Delmore Schwartz, Conrad Aiken, Louis MacNeice, Stephen Spender ve Dylan Thomas en ünlüleridir. Hilmi Yavuz üstada gösterdiğimde ona yüz bin dolar değer biçmişti.

Yazı evinizde bulunan eserlerden bahseder misiniz? Sadece kitaplar değil, resimler, heykeller de var öyle değil mi?
Okumayazma evimin duvarlarında romanlarıma kapak olarak yaptırdığım desenler ile evimizin duvarlarında yer bulamayan yapıtlar asılıdır. Onlara bakmak yaşama sevincimi tazeler. Kitap ve okuma konulu heykellerin yanı sıra özgün ve albenili bulduğum objelerimi de severim, Her birinin ayrı bir öyküsü vardır.

Kitaplarınızı sadece yazıevinizde mi yazıyorsunuz?
Okumayazma evimden başka bir de evimde, daha önemsediğim kitapların beni beklediği loş bir kütüphanem vardır. İlham beni nerede taciz ederse onunla orada hesaplaşırım. Yazarlık, mesai saatleri olmayan meslek/tutku karışımı bir olgudur.

2019’da okurlarınızın karşısına yeni bir kitapla çıkacak mısınız?
Ufukta yeni bir roman yok. 2018’de, yalnızca ‘Kitap İçin’ adlı aylık yazılarımdaki “küresel kültürazzilerden” mürekkep bir derleme ile 2019’da ‘Kitap İçin-4’ hedef projeler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Haber

Yepyeni bir başlangıç

Sonraki Haber

Gabbro