SÜREYA KUAFÖR SALONU SIMSICAK BİR MAHALLE HİKAYESİ

‘Kocan Kadar Konuş’ kitabıyla büyük ilgi gören Şebnem Burcuoğlu, yeni kitabı ‘Süreya Kuaför Salonu’ ile okurlarıyla buluştu. Yeni kitabının merkezine Kurtuluş semtini alan yazar, Cemal, Süreyya ve Feza’nın hikayelerinden ilişkileri, aşkı ve evlilik kavramını sorguluyor.

YAZI: Zeynep GÜLER CEYLAN

‘Kocan Kadar Konuş’ kitabınız okuyucular tarafından büyük ilgi gördü, özellikle kadınlar tarafından çok sevildi. ‘Süreya Kuaför Salonu’nun hikayesini sizden dinleyebilir miyiz? Öyküsü nasıl ortaya çıktı?

Süreya Kuaför Salonu, şimdiye kadar yazdığım beş kitabın içinde benim için bir ilktir. Hikayelerimi tek kadın kahramanın ağzından anlatırken burada kahraman sayım üçe çıktı, üstelik biri de erkek! Erkek karakter yazmak, hem de bir mahalle delikanlısı, benim açımdan ciddi bir sınavdı. Geçebilmişimdir umarım. Bu hikayemin çıkış noktası ise biraz şairane olacak ama, sözde kalabalıklarda çok eğleniyor gibi görünmemize rağmen içimizde büyüyen yalnızlıktı. Son dönemde hep eskiler dönüp duruyordu aklımda. Eski mahalleler, komşuluklar, masum mahalle aşkları… Bir zamanlar gerçekten kalabalıktık. Süreya Kuaför Salonu da sımsıcak bir mahalle hikayesi işte. Çocukluk arkadaşları Süreyya, Cemal ve Feza’nın hikayesi. Yazmak çok iyi hissettirdi, içimi ısıttı. Umarım okuyanlar da böyle hisseder. Bu arada atladık sanmayın, Süreya’nın tek y’sinin neden olmadığının sebebi kitabın içinde saklı.    

Kitaba hazırlık süreciniz nasıl geçti?

Huzurlu ve sakin demek isterdim ama bu süreçte genellikle saçımı başımı yolmak istiyorum. Elbette ki aynısı olamaz, ama çocuk doğurmak gibi bir şeydir herhalde. Hikayeyi kurarken karnımda bir sancı, yazarken ayrı bir sancı… Hikaye için doğru mekanı bulmak adına İstanbul’un altını üstüne getirip en sonunda Kurtuluş’ta karar kıldım. Orada çokça vakit geçirip çatıyı oturttuktan sonra da bir ay Bodrum’a kapanıp kitabı yazdım.

Kitap şehrin en köklü semtlerinden Kurtuluş’ta geçiyor. Kurtuluş’u seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Aslında her şey, altı ay önce Bomonti’ye taşınmamla başladı. Etrafta neler var diye dolanırken daha önce gezmediğim Kurtuluş’a düştü yolum. O esnada kafamda dönüp duran sıcacık mahalle hikayesinin baş kahramanları da sanki Kurtuluş’ta hayat buldu. Bu semte ayak bastığım ilk gün, efsane profiterol yapan Nazar Pastanesi’nin hemen yanında konuşlanan Doktor’un Yeri’nde beş saat kadar oturup neredeyse 20 bardak çay içtim ve gelen giden herkesle konuştum. Kimlik ayırt etmeksizin sevgiye dayalı bir birlikteliğin olduğu nefis bir mahalle burası. En özel neden budur.

Sizce şehirde hala o mahalle ruhunu koruyan semtler var mı?

Ne zaman gitsem, güzel hisler verir bana Arnavutköy ve Çengelköy. O eski evlerin romantikliği var tabii. Mahalle kahvesi, kasabı, manavı… Ara sokaklarda kaybolmaya bayılırım. Bir de Burgazada diyorum. Soğuk bir mart ayında ikinci kitabımı orada yazmıştım.   

İstanbul size nasıl bir ilham veriyor?

Dışımdan neşeli gözükebilirim ama içim melankoliktir. Kışı yaza, bulutu güneşe tercih ederim. O tarz havalarda kafamın daha iyi çalıştığını düşünüyorum. Sağ olsun, İstanbul da ziyadesiyle bu imkanı sağlıyor bana. Bu şehrin sonbaharını, kışını, çeşit çeşit insanını, sağ gösterip sol vurmasını seviyorum. Bir yazar daha ne ister? 

Kitabın ana karakterleri Cemal, Süreyya ve Feza’yı birkaç cümle ile anlatır mısınız?

Cemal, Süreyya ve Feza, Kurtuluş semti çocuklarıdır. Doğduklarından beri yedikleri içtikleri ayrı gitmez. Süreyya, Feza’nın en yakın arkadaşı, Cemal’inse en büyük aşkıdır. Tüm mahalle Cemal ve Süreyya’nın evlenmesini beklerken Süreyya keskin bir U dönüşü yapıp zengin bir adamla evlenerek onları terk eder. Şok! İşe bakın, tam 11 yıl sonra da geri döner ve mahalleye atom bombası gibi düşer. Güzel ve içine kapanık Süreyya, düşündüğü dilinde olan Feza ve mahallenin sabit fikirli delikanlısı Cemal’e bakalım nasıl bir ders verecektir hayat?

“Boşanmalar hep vardı da özellikle bu aralar zinciri kopmuş bisiklet gibi gidiyor konu. Okuyoruz her gün gazetelerde, ünlüler adeta boşanma yarışına girmiş durumda…” diyorsunuz kitapta. Sizce günümüzde evliliklerin çoğu neden boşanma ile sonuçlanıyor, Süreyya karakteri gibi çabuk mu tüketiyoruz bazı şeyleri?

Deneyimleme. Evet, sihirli kelimemiz bu. Sosyal medya sağ olsun, artık hiçbir şeyden geri kalmak istemiyoruz. Yeni tatil rotası Kamboçya mıymış? Gideriz ayol, bizim eksiğimiz ne? Millet freelance mi çalışıyor? E istifa ederiz, bir de biz deneyelim şu freelance’i. Evlenmek “in” mi? Aaa, kesin evlenelim, yürümezse boşanırız zaten! Elimizdekileri portakal gibi sıkıp posasını bir kenara atmaya aşırı meyilliyiz ne yazık ki. Mahalle dedim, eskiler dedim… İşte o eskiler sabretmeyi ve her türlü derde tasaya rağmen vazgeçmemeyi biliyormuş. Biz bilmiyoruz.   

“Eski sevgili her zaman sevgilidir” diyorsunuz bir yerde, aşk ömürlük müdür sizce?

Birden fazla kez aşık olunabileceğine inanıyorum ben. Dolayısıyla aşk, ömürlük de değildir, yeni bir aşk gelir, eskisini unutturuverir. Ayrıldıktan sonra arkadaş kalmaya da inanmıyorum. Başka arkadaşım mı yok? Eğer duygum tamamen bittiyse o insanla duygusal bağımı kesmediğim sürece tertemiz bir sayfa açıp ilerleyemem. Kitapta Süreyya böyle diyor ama aynı şeyi düşünmüyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Haber

ZEKİ, KOMİK, YETENEKLİ ENİS ARIKAN