Hazal Filiz Küçükköse: Şehri keşfettikçe İstanbul’un lezzeti arttı

İSTANBULLA AŞK YAŞIYOR, KARAKTERİNİ OLUŞTURMA AŞAMASINDA ŞEHRİN SOKAKLARINI ARŞINLAYIP İNSANLARIN VÜCUT DİLLERİNİ GÖZLEMLİYOR … HAZAL FİLİZ KÜÇÜKKÖSE KISA BİR ARADAN SONRA EKRANLARA GERİ DÖNÜYOR.

MERHABA!

Birçok konuda fikir ayrılıklarımız olabilir, ancak ülke olarak hem fikir olduğumuz birkaç nokta var ise o da şu: 2010’lu yılları ‘Aşk-ı Memnu’yu, ‘Kuzey Güney’i, Kara Sevda’yı konuşarak geçirdik. Üçünün öncelikli ortak noktası tabii ki reyting rekorları kırması, hemen ardından elbette Hilal Saral vizyonundan çıkmış olması geliyor. Yapımcı kredisinde ise Ay Yapım var. Ve bir ortak nokta daha, ki o da iş bu yazının kahramanına çıkarıyor yolları. Hazal Filiz Küçükköse’ye.

Hazal Filiz bu kez karşımıza Berrak olarak çıkıyor. Peki, Berrak kim, hikayesi ne? Dizinin adı bugünlerde sır gibi saklanıyor. Ama işte, yukarıda da bahsi geçen bazı ipuçları var elimizde. Ay Yapım’a ait bir dizi ve SHOW TV’de yayınlanacak. Caner Cindoruk, Zerrin Tekindor ve Engin Öztürk de dizide. Neyse, diğer detaylar bir kenara, Berrak’ı yakından tanımak istiyorum. “Berrak zekası ve kendince olayları algılama ve yönetme şekliyle, seyirciyi fazlasıyla şaşırtacak bir karakter. Geçmişte yaşadığı büyük travmalar, kendince haklı nedenleri ortaya çıkarmış. Hayatı renkli. Ama siyah – beyaz bir bakış açısıyla hayatı yaşamayı tercih ediyor,” şeklinde özetliyor karakterini.

Adeta bir hit fabrikası gibi işler üreten Hilal Saral’la olan ilişkisini soruyorum. Malum, bugünlerde dünya sinema ve televizyon dünyasının konuştuğu en önemli konu, kadın hikayeleri, kadın yönetmenler ve ya senaristlerin elinden çıkan işler. “İyi ki yollarımız kesişmiş ve birlikte bir yola çıkmışız. Uzun süredir birlikte çalışmanın verdiği bir iletişim dili oluşmuş aramızda, bazen tek kelimeyle bile dünyaları anlatabiliyoruz birbirimize. Çok iyi gözlemci ve dinleyici, bazen abla, bazen de çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir hayvan sever. Onun tecrübelerinden yaralanabiliyor olmak güzel bir his, o yüzden kendimi şanslı hissediyorum.”

BİR ÇEKİMİN PERDE ARKASI

Henüz, dizi yayına girmediği ve ilk bölümler çekildiği için set oldukça yoğun ilerliyor. Ancak tatil gününde bir araya gelmeyi başarıyoruz. Pek, tabii alıştığı ortamın biz benzerinde karşılıyoruz kendisini. Bir stüdyo dolusu insan çekim üssümüz olan Zorlu Center ve Raffles İstanbul’da. İstanbul Life için kendisinden Berrak’tan uzaklaşmasını istiyoruz. Hikayemizin odak noktasında “Partiye hazırlık!” var. Hazal Filiz, ışıltılı makyajla, flörtöz Sudi Eduz elbiselerle bizi de dansa davet ediyor.

Tenha olabileceğini düşündüğümüz bir Pazartesi günü, öğleden sonra bir aradayız. Sayfalarımızda da karşımıza çıkan bu pek eğlenceli elbiseyle Zorlu’nun koridorlarında koştururken, dans ederken sadece onunla fotoğraf çekilmek isteyen fanlarının değil, Çinli turistlerin dahil ilgi odağı oluyor.

Çekim sonrasında filtre kareler eşliğinde sohbet ederken elbette soruyorum. Instagram’da 2,5 milyon takipçi ve CV’sinde yer alan ultra popüler dizileri düşününce İstanbul’da bir günü, özellikle sokaklardayken nasıl geçiyor? “Yaptığım işin bir gerekliliği olduğu için olabildiğince bu durumu doğru yönetmeye çalışıyorum. Mümkün olduğunca karşımdakinin heyecanına ortak olmaya çalışıyorum. Yaptığım işin insanlar tarafından beğenilmesi, takdir edilmesi beni daha çok çalışmak, daha güzel işler yapmak için motive ediyor, iyi ki varlar…”

BİR KARAKTER YARATMAK

Çekime ve diziye geri dönecek olursak. İstanbul Life için Hazal Filiz’den istediğimiz eğlenmesiydi. Peki, Berrak karakteri nasıldı? Ve rolüne hazırlanması için gerekli şeyler neydi? “Karakterin alt metni, yaşadığı travmalar, ruhsal durumu, toplumsal durusu vs. tüm detaylarını defalarca okur, özümsemeye çalışarak, kendi alt metinlerimi çıkarırım, kendimle ortak noktalar olup olmadığına ya da benden ayrıştığı noktalara bakarım . O noktalarda, empati yapıp, karakterin gözünden görmeye çalışırım. Karakteri ne kadar gerçek kılabilirsem, o kadar yaşatabileceğime inanıyorum, bu yüzden tamamen hissetmeye çalışıyorum ve kendi hislerimin de bir yere dokunmasına çok özen gösteriyorum. Bir de etrafımda çok fazla gözlem yaparım .İnsanların vücut dilleri, konuşmaları, enerjileri, kendilerini ifade etmek için kullandıkları kelimeler vs.… hepsi benim için çok fazla anlam içeriyor…bu yöntemdeki tecrübelerimden de fazlaca yararlanıyorum, biraz yorucu ama keyifli.”

Hazal Filiz kariyerindeki 10 yılı neredeyse geride bırakıyor, 32 yaşında. Mersin doğumlu, uzun yıllar Ankara’da yaşadıktan sonra yolu İstanbul’dan geçiyor. Tek bir hayata birçok farklı karakter sıkıştırmış gibi. Bu ona neler hissettiriyor peki? Avantajları neler merak ediyorum: “Oyuncu olarak kendi hayatımda, onlarca hayatı tecrübe edebilmiş oluyorum, ki bu inanılmaz haz veren bir durum. İşimi bu yüzden daha da çok seviyorum. Her yörenin, her bölgenin , her şehrin kendine has bir tavrı, tarzı, prototipi var. Farklı yerlerde bulunmak, oralara ait tüm değişkenlikleri fark edebilme şansını verdi. Bazen bu farklılıklar, bir projede karakterimi oluştururken, kullanabileceğim tecrübeler haline dönüşebiliyor. Ne kadar çok yeni yer görür, yeni insan tanırsam, benim için o kadar zenginlik.”

İSTANBUL’LA AŞK YAŞAMAK

Haliyle bu noktada bir kıyaslamaya girmeden kendimi alamıyorum. Evet, evet! Ankara ve İstanbul arasındaki rekabetten bahsediyorum. Şehir dergisinde çalışmanın verdiği bir sahiplenme hissiyle soruyorum: “İstanbul’u seviyor musun?” “Evet”, diyor. “çok seviyorum. Ankara’dan ilk buraya geldiğimde, şehir bana çok karışık geliyordu ve eskiden bu soruya çok farklı cevaplar verebiliyordum ama şimdi yaşadıkça, daha çok tadını çıkarmaya, daha çok keyif almaya başladım, her detayıyla çok zengin bir şehir. Artık İstanbullu olmaya başladım. Neredeyse beş, altı yıldır burada yaşıyorum ve artık başka bir şehirde olmayı düşünemiyorum.”

Kendini bir İstanbullu gibi hissettiği için şehirle yeni tanışanlara sormaktan en çok keyif aldığım soruyu ona soruyorum. Bir turist gözüyle İstanbul’u nasıl görüyordu ve şimdi nasıl görüyor: “İlk İstanbul’a geldiğimde, şehre dair en sevdiğim şey Ankara’ya dönmekti. Şimdi artık şehirden gitmemeyi seviyorum. Her semtte yapmaktan hoşlandığım şeyler var; Belgrad’ ta yürümek, Arnavutköy’ de denize karşı balık keyfi… yemek yemeyi çok seviyorum. Şehrin her bir noktasında damak tadınıza uygun bir şey var, keşfettikçe benim gözümde de İstanbul’un lezzeti arttı 🙂 İstanbul’un tadı damağımda kalıyor.”

KISA KISA…

Şehirde en çok sevdiğin semt? Arnavutköy ve Bebek

Arnavutköy’de seni çeken şey ne? Sahilde yürümeyi çok seviyorum. Eğlenmek istediğim ya da güzel bir balık restoranına gitmek istediğim zaman da genelde buraya gelirim.

İstanbul’da en çok neyi seviyorsun? Yeşil ve mavinin bir arada olması beni iyi hissettiriyor. Çok dinamik bir şehir, durmaya vakit kalmıyor. Köpeğim Mia ile vakit geçirmeye, Belgrad Ormanı’nda yürüyüş yapmaya bayılıyorum.

Setin olmadığı bir günde neler yaparsın? Uzun yürüyüşler dışında, evde kalıp, uzun süreler piyona çalmak (öğrenme aşamasında olduğum için uzun vakitler geçirebiliyorum) ya da resim yapmak, spora gitmeye özen gösteriyorum arkadaşlarımla zaman geçirmeyi çok seviyorum, mutlaka grup olarak bir organizasyonumuz vardır, Pazar kahvaltıları, sinemaya gitmek, şehir gezileri, konserler….gibi

Akşam yemeği için nereye gitmeyi seversin? Inari Omakase, haftada 2-3 kere mutlaka giderim, sadece aksam yemeği değil, her an gidebileceğim tek lezzet:)

Kahve tercihin? Filtre kahve.

En son ne izledin / okudun / dinledin? Aslında Netflix’te içeriklerin tümünü izlediğimi söyleyebilirim. Bu sıralar en çok kişisel gelişim kitaplarını okuyorum. Genelde beklediğim filmleri, ilk çıktığı gün, sinemada izlemeyi tercih ederim. En son Ali Atay’ın ‘Cinayet Süsü’ filmini izledim. Hatta iki kez izledim. Ali Atay’ın zekasını çok seviyorum.

YAZI: AYKUN TAŞDÖNER
FOTOĞRAF: MERT TERLİKSİZ
STYLING: NUR EDA İŞBİLİR

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Haber

Yeni Lüks

Sonraki Haber

Farklı mutfaklar ve tatlar arayanlar için 7 mekan önerisi