Beş semt beş rapçi

0
688
Kezzo: Buranın insanları genç yaşlı demeden huzur arıyorlar. Her zaman bir sayfiye ilçemiz vardı. Burada Bağcılar’ın devasa ses sistemli arabaları yok. Elbette bizim de arabalarıyla piyasa yapan gençlerimiz var ama daha ağırbaşlı, daha az gösterişliler. Fotoğraf: Can Soysal

Türkçe rap sahnesinin önemli isimlerini yaşadıkları mahallelerde ziyaret ettik, “Bize bu semtle ilgili ilk ne söylersin?” diye sorduk. İşte Kadıköy’den başlayıp Fatih, Silivri, Küçükçekmece ve Esenyurt duraklarına uğrayan yolculuğumuzun seyir defteri…
YEKTA KURTCEBE

KADIKÖY – SELO

Türk hip-hop’unda güneşin doğduğu yer

“Burada birkaç tane teyzemiz var. Bir hayvanın bırakın sokakta, evde eziyet gördüğünü duysunlar, kapıya polisle beraber giderler ve hayvanı kurtarana kadar da durmazlar.”

Kadıköy Acil’in kilit taşı Selo yani Selahattin Ergün’le sıcak bir Kadıköy akşamı Kadife Sokak’ta buluşuyorum. Kendisi Kadıköy’ün eskisi. 1992 yılından beri yaşadığı semtte deyim yerindeyse sokağın nabzını tutmakla kalmıyor, mihmandarlığını yapıyor.

Kadıköy, eskiden beri alternatif kültürün cazibe merkezi. “Satanist bunlar” denilerek basılan heavy metal döneminin kalbi Akmar Pasajı’nın, içinde Ceza’ların, Dr. Fuchs’ların olduğu Türk hip-hop camiasının erken dönemlerinin evi,  Tunç -Turbo- Dindaş’ın grafitiyi Türkiye ile tanıştırmaya başladığı semt.

Selo da eskiyi hatırlıyor “Söğütlüçeşme Camii’nin altındaki boş alan yıllar boyunca break dance’çıların figür çalıştığı alandı” diyor Selo ve ekliyor: “Kadıköy, Türk hip-hop’ında güneşin doğduğu yerdir. Kadıköy Acil 2005 yılında hayata geçtiğinde Türkiye’nin her yerinden bu camiaya takılmaya/katılmaya gelenler oldu. Şu an kapalı durumda olan ve yıkılması beklenen Rexx Sineması önünde, Afife Jale heykelinin hemen yanında rap’çiler çemberleşerek free style’larını Kadıköy’ün göğüne doğru fırlatıyorlardı.”

KADIKÖY HÂLÂ SAĞLAM BİR İLÇE

Böyle olmasının da bir sebebi var: “Belki de İstanbul’da, hatta hatta tüm Türkiye’de break dance, hip-hop, dövme ve grafiti kültürüne karşı en hoşgörülü ilçe Kadıköy. Her ne kadar son senelerde semtin bu kapsayıcı kültürüne aşina olmayan, İstanbul’un farklı yerlerinden gelenler bazı huzursuzluklar çıkarsa da Kadıköy hâlâ sağlam bir ilçe. Alternatif kültüre dair her şey biraz buradan çıktı. Hip-hop kültüründen önce metalcilerimiz vardı Akmar Pasajı’nda. Punk’çılar da buradaydı.”

Kadıköy’ün bir başka medarı iftiharı hayvanlarına sahip çıkma huyunu da konuşmadan geçmiyoruz: “Burada birkaç tane teyzemiz var. Bir hayvanın bırakın sokakta, evde eziyet gördüğünü duysunlar, kapıya polisle beraber giderler ve hayvanı kurtarana kadar da durmazlar.”

Sohbetimizi gerçekleştirirken yanımızdan geçen birçok kişi Selo’ya selam vermeden geçmiyor. Bazen genç ve güzel bir kız ya da yaşlı bir kâğıt toplayıcı olabiliyor. Esnafı tarafından da tanınıyor ve sürekli dükkânlardan atılan laflara karşılık veriyor. Mahallenin çocuğu olmanın tüm gereklerini de yerine getiriyor. Bir dönem gençlerin tuvalet olarak kullanmaya kalkmaları sebebiyle semtte büyük kavgalara sebep olan kilise duvarının önünde nöbet tutmuş. Bu duvarı tuvalet olarak kullandırmam mücadelesi yer yer işin büyümesiyle de sonuçlanmış. Dava uğruna mahkemelik olmuşluğu da var. Oturup o davaları konuşarak ve Kadıköy Rexx’in önünden yetişen ünlü rap’çilerin listesini yaparak günü bitiriyoruz.

SİLİVRİ – KEZZO

Her şeye ve her yere mesafeli

Buranın insanları genç yaşlı demeden huzur arıyorlar. Her zaman bir sayfiye ilçemiz vardı. Burada Bağcılar’ın devasa ses sistemli arabaları yok. Elbette bizim de arabalarıyla piyasa yapan gençlerimiz var ama daha ağırbaşlı, daha az gösterişliler.”

İstanbul’un en batı yakasını anlatacak genç bir temsilci arıyorsanız o kişi tartışmasız Kezzo’dur. Kendisi Hüsnü Doğan resmi ismiyle 90 yılında Bulgaristan Kırcaali’de gözlerini açmış. Bulgar adı Victor. “Babam Bulgarlara sinir olduğundan hepimize Rus adları seçmiş. Ama bu isim değiştirme meselesi Bulgar Türklerinin içinde evde çok zikredilmez” diyor.  Ailevi sebeplerden lise için iki sene Çorlu’da yaşaması dışında bütün çocukluğu Bulgar Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Silivri’de geçmiş. İlçeyi her yaştan insanın huzur aradığı bir yer olarak tanımlıyor. İstanbul’dan kaçabildikleri kadar kaçan beyaz yakalılar ile Bulgaristan’dan kaçmak zorunda olan Balkan Türklerinin homojen bir karışımı yani.

Silivri üç bölümden oluşuyor. Sahilden E-5’e kadar ‘Eski Silivri’, E-5 ile TEM arası ‘Yeni Silivri’, TEM ile Kuzey Anadolu Otoyolu arasından sivrilen binaların yer aldığı bölge ise yakın gelecekte tam randımanla aramıza katılacak olan ‘Yepyeni Silivri’.

Kezzo’nun babası Kırcaali’den çıktıktan sonra İstanbul’a gelirken görüp beğendiği Silivri’de kalmış. 30 yıla yakın Klasis Otelleri’nde çalışmış. Kezzo, Çorlu’daki dönem haricinde bir de üniversite okumak için Sofya’ya gitmiş. Bilgisayar mühendisliğini bitirip ülkeye döndükten sonra kısa bir süre mühendis olarak çalışmış. Ancak bu yolda devam ederse Silivri’den çıkması gerekiyormuş, ayrılmamak için önüne çıkan bir fırsatı reddedip hayatını tamamen müziğe adamış. 2015’ten bu yana hayatını müzik ile idame ettiriyor.

KORE MAHALLESİ VAR SURİYE MAHALLESİ YOK

Silivri’yi konuşmaya devam ediyoruz. “Buranın insanları genç yaşlı demeden huzur arıyorlar. Zaten her zaman bir sayfiye ilçemiz vardı. Burada Bağcılar’ın devasa ses sistemli ya da Esenyurt’un basık arabaları yok. Elbette bizim de arabalarıyla piyasa yapan gençlerimiz var ama daha ağırbaşlı, daha az gösterişliler” diyor. Genç rap’çi ilçenin yollarının halinden şikâyetçi. Top belediyede. Çalışmalar devam ediyor ama henüz sonuçlanmış değil.

Silivri, İstanbul’un çokdilli ilçelerinden biri, nüfusun ciddi bir kısmı Bulgarca biliyor. “Annem ve babamın Bulgarcaları

Türkçelerinden iyidir” diyor ve ekliyor Kezzo: “Ben Bulgarcayı üniversite zamanından kız arkadaşlarımdan öğrendim. Bulgarcayı öğrenince Rusçaya ve Makedoncaya da biraz hâkim olabiliyor insan.”

İlçede bir Roman mahallesi mevcut. İsmi ‘Kore Mahallesi’. “Suriye mahallesi var mı” diye soruyorum, Kezzo “Onlar Beylikdüzü’nü çok geçmiyorlar” diye belirtiyor. Daha çok Beylikdüzü ve Esenyurt tarafındaki fabrikalarda iş olduğu için, işyerlerinin yakınlarında ev bulmaya çalışıyorlarmış. Silivri herkese ve her şeye mesafeli durmaya çalışan bir ilçemiz olarak gündeme de mesafeli kalıyor demek.

TEKİRDAĞ KÖFTESİNİN DOĞRU ADRESİ

Beraber bir de tura çıkıyoruz. Kezzo’nun mahallesi esnaf restoranı ve köfte açısından zengin. Kezzo “Tekirdağ Köftesi’ni neredeyse Tekirdağ’dan iyi yapan yerler var” iddiasını ortaya atıyor. Deniz kenarı balık restoranları ile dolu. Bir de Red White isimli eski klasik hamburgercisi var.

Bilen bilir, Şişli’nin Kristal’i, Eskişehir’in Pino’su gibi yıllara meydan okuyan bir eski tüfek hamburgerci burası. Silivri’nin eskiye bağlılığını temsil ediyor…

KÜÇÜKÇEKMECE – TEPKİ

Benzersiz altyapı problemleri

“Küçükçekmece bir şekilde hem atıl hem göz ardı kalmış.Yapılan olumlu katkılar bireysel.”

İstanbul’da Çekmece Gölü ile Marmara Denizi’nin birbirine oldukça yaklaştıkları yerin arasında kalan kara parçası belki de bu şehrin en benzersiz ama bir o kadar göz ardı edilmiş kısmı. Tepki (Kerem Gülsoy) ile evine metrobüsle ulaşıyoruz. Küçükçekmece’de yalı apartmanları lüksten uzak, evler bakımsız ve altyapı sorunlarıyla boğuşuluyor.

Tepki, Türk rap camiasının belki de en çalışkan ismi. Mahlası da bu çalışkanlığından geliyor diyebiliriz. İşler istediği gibi gitmeyince tepkili tavırları olabiliyormuş. Tembelliğe, hımbıllığa ve gelişmemişliğe genel olarak tepkili.

Burayı getto yapan şey, suç grupları ya da köşe başında iş tutanlar değil; fırsat, eğitim eşitsizliği ve benzersiz altyapı problemleri” diyor.

Tepki, Cennet Mahallesi’ni E-5’e bağlayan yan yoldaki bir evde dünyaya gelmiş.

Semtini seven biri olarak burayı iyileştirmeye çalışmanın zorlu ve yıldırıcı bir mücadele olduğunu belirtiyor. “Küçükçekmece, bir şekilde hem atıl hem göz ardı kalmış. Yapılan olumlu katkılar bireysel” diyor ve şöyle devam ediyor: “Misal bu içinde bulunduğumuz evin hikâyesi bile tam bir Küçükçekmece hikâyesi. Burada eskiden bir oto lastikçi varmış. Sevdiğimiz bir abimiz yıllar evvel görüyor ve mal sahibine gidip burayı ev yapmak istediğini söylüyor. Büyük tadilatlar yapıyor. Çıkmak zorunda kaldığında bir arkadaşına bırakıyor. O da bir dünya para harcıyor. O da bana devrediyor. Burası da hâlâ tam olarak bir eve dönüşmemiş oluyor. Evin üçüncü sakiniyim, ben de artık bırakıp içim buruk bir şekilde Sarıyer’e taşınıyorum.”

Her ne kadar Cennet Mahallesi eteklerinde doğsa da önce baba memleketi Giresun’a, oradan Ankara’ya ve Mersin’e giden Tepki, 13 yaşında tekrar Küçükçekmece’ye dönüyor. Ortaokulu bitirip Eşref Bitlis Lisesi’ne gidiyor. Liseyi bitirdiği senenin ertesi sene babasını 55 yaşında kaybediyor.

“Çiçekçi esnafı olan babamı bitiren şeyin içki ve sigara olduğunu söylediler ama bence problem borçlardı” diyor. Borçları sırtına alan Tepki, badirelerle geçen yılları sıkı çalışarak ve müzikten hiç kopmayarak atlatıyor.

Onunla da bir Küçükçekmece turu atasım var ama kolunda birden fazla bilezik olan Tepki durmuyor. Akşama bir arkadaşı için çekeceği rap klibine malzeme almak için çıkmaya hazırlanıyor. Oyuncak tüfek lazımmış.

SULUKULE – TAHRİBAD-I İSYAN

Takımın vazgeçilmezi

“Karakgümrük Stadı vazgeçilmezimizdi. Süper Lig’i orada izleyememek üzücü oldu.”

Eski şehrin benzersiz ilçesi Fatih’i anlamak için Sulukule’ye gitmek şart. Tahribad-ı İsyan üyeleri Asil ve Zen-G beni orada karşılayacak. Yenilenmekte olan Mimar Sinan Stadı’nın yanındaki bahçede söyleşiyoruz. Zen-G bir buçuk ayda dört klip çektiği yoğun bir çalışma döneminden çıkmış. Asil ise kısa bir süre önce hem babasını hem de anneannesini kaybettiği için üzgün ama vakur.

İlk gündem maddemiz bütün Fatih’te de en sevilen gündemi olan Karagümrük Spor Kulübü’nün Süper Lig yolculuğu. Asil, maçların Süper Lig standartlarına uymadığı için Karagümrük Stadı’nda oynanamayacak olmasından dolayı üzgün. “Takımın vazgeçilmezi” olarak tanımladığı stadın bir cephesi eski sur duvarlarından oluşuyor.  Stadyumu çevreleyen yollar ve binalar yüzünden bir yenileme çalışmasının ihtimali de yok.

Mahalle sakin. Uzun süredir yıkım olmamış. Tartışmalı bir şekilde yapılmış villalar yerli yerinde. Tek fark, eskiden tel örgülerle, demir kapılarla kapatılmış ara sokaklar, yollar açık. Bu sefer dikenli teller, demir korkuluklar evlerin bahçelerine ve kapılarına taşınmış. Asil ve Zen-G’ye göre iç savaş ile beraber Türkiye’ye kaçan ve ağırlıklı olarak Fatih’e yerleşen Suriyeliler ile ilçenin yerlileri arasında  gözle görülür bir entegrasyon yok. Ayrı ayrı yaşamlar sürülüyor.

Sulukule içlerine doğru yürürken iki genç geliyor yanımıza. İlk gelen bol piercing’li. Zen-G tarafından uyarılıyor: “Yeter ulan, daha deldirme.” Diğeri ise Asil’e sesleniyor: “Abi vaktiniz varsa yarım saat bir saat vakit geçirelim. Muhabbet edelim.

Hem gençler hem de yetişkinler tarafından çok seviliyor Tahribad-ı İsyan.

Salgın döneminde ekonomik olarak müzisyenler önemli kayıplar verdiler. Konserlerinden oldular ama Tahribad-ı İsyan romanlığın ve sokağın verdiği güçle geleceğe karşı ümit dolu. Hiç umutlarını kaybetmeyenlerden. Yerelde ve evrenselde zor günler geçirdiğimiz bu günlerde boynu dik tutabilmek önemli bir maharet. Mahallelerinde de el üstünde tutuluyor, çok seviliyorlar.

Ben bunları düşünürken hemen yandaki evden bir büyükanne uzanıp toruna sesleniyor:

“Şerefsizin torunu; dedeni döve döve öldürecem senin.” Sulukule’de her şey olması gerektiği gibi.

ESENYURT – TUHAN

1+1 veya 1+0 hayatlar

“Paris banliyölerini anımsatan bir yer burası. İstanbul’un farklı yerlerindeki hayatlarını geride bırakmak isteyenlerin yeni sayfa açtığı bir yer Esenyurt.”

Esenyurt namı diğer Esencılıs, İstanbul’un en az tanınan ilçesi. Batısında Büyükçekmece, doğusunda Avcılar, güneyinde Beylikdüzü, kuzeyinde Başakşehir ve Arnavutköy’ün yer aldığı, otoyolların kesiştiği, 30+ katlı gökdelenlerin mantar gibi hızlı büyüdüğü, nüfus olarak İstanbul’un en kalabalık, en kaotik yeri. 

M.O.B (Music of the Block) ekibinden Ba(Tuhan) Meriç ile AVM bahçesindeki bir restoranda buluşuyoruz. Uzun yıllar önce rap yapmaya başlayan fakat daha sonra ara veren Tuhan aslen Sefaköy Sultan Murat Mahallesi’nden ama yıllardır Beylikdüzü-Esenyurt-Avcılar üçgeninde yaşıyor, çalışıyor.

DEV BİNALAR YÜKSELİRKEN

Esenyurt’la ilk ilişkisi babasının işi dolayısıyla başlamış. Sanayide, otomobil servisi işi yapan baba, bir dönem işi Tuhan’a bırakmış. Oto sanayi sitelerinin makine yağı ve eril enerji dolu ortamında büyümüş. Daha sonra işin zorluğundan ve ağırlığından sıkılıp farklı işlere atılmış.

Rap müziğe başladıktan sonra bir ara vermiş, geri dönüşü Avcılar’daki mahalle arkadaşı (Tepki) Kerem Gülsoy’la tekrar buluşması ile gerçekleşmiş. “2007 yılında birkaç parça yapmıştık. O zamanlar yaşımız küçük, özendiğimiz hip-hop’un havalı kültürüydü. Fakat içinden geldiğim ortam dolayısıyla beni çok sarmamıştı hip-hop ortamı. Sıkıldım ve bıraktım. 10 yıl sonra Tepki’yle buluştuğumuzda bana bazı parçalar dinletti. ‘Müziğin geldiği nokta bu’ dedi. Hoşuma gitti. Tekrar trap beat’lere döndüm” diyor.

Tuhan müziğe geri dönerken de hip-hop’un yeraltı kültüründen değil kendi ağır sanayi ortamından feyz almış: “Arabesk dinleyerek büyüdüm. Ortamımız hep bu şekildeydi. Orhan Gencebay dinlemem pek ama Azer dinlerim.”  Trap rap yapıyor ama yerli öğelerden besleniyor.

Semtiyle ilgili yorumuysa şöyle: “İstanbul’un eski semtleriyle alakasız, Paris banliyölerini anımsatan bir yer burası. İstanbul’un farklı yerlerindeki hayatlarını geride bırakmak isteyenlerin yeni sayfa açtığı bir yer Esenyurt. Dev gökdelenlerin arasında kümes gibi dairelerde yaşanıyor burada. 1+1 ya da 1+0 hayatlar. Kimse kimseyi pek tanımıyor.”

Şöyle bir etrafa bakıyor ve ekliyor: “10 sene önce bu gördüğümüz dev binaların hiçbiri yoktu. Kanserli tümör gibi büyüdü ilçe. İstanbul’un tüm pisliğini de burada bulabilirsiniz.”

YAZI: YEKTA KURTCEBE
FOTOĞRAFLAR: CAN SOYSAL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here