Bir şehri tam kalbinden görüp çizmek…

0
638
Tarık Tolunay’ın ilk kez İstanbul Life’ta yayımlanan son çalışması ‘Fractal İstanbul-Pandemi’nin yapımı 8 ay sürmüş.

Etrafta olup biteni yaratıcı bir gözle kurcalayarak kendi bakış açısından yorumlayan yazarlara, çizerlere, fotoğrafçılara bazen en alımlı bazen en karanlık pozları veren bir şehir İstanbul… Ama öyle ya da böyle onun model olduğu görseller her zaman ilgi çekici! Milyon pikselli ölçüleriyle adım adım haritasını çıkaran ‘Fractal İstanbul’dan dinamizmine şahitlik eden ‘Urban Sketchers’a, manipülatif kareleriyle ‘Düzülke’ projesinden naif kartpostallarla onu anlatan ‘A Pinch of Sketches’e başrolünü İstanbul’a veren işlere göz attık…
Selin Özavcı Tokçabalaban

Katman katman işlenen bir görsel hafıza

Tarık Tolunay

Milyon pikselli ölçüleriyle hayran kaldığımız ‘Fractal İstanbul’u emek emek işleyerek, 30 yıllık çizerlik geçmişiyle ortaya koyan isim Tarık Tolunay. 2000’li yılların başında kafasında evirip çevirdiği, yıllar içinde yavaş yavaş inşa ederek 2017’de duyurduğu ilk çalışma ‘Fractal İstanbul -Tarihi Yarımada’ idi. Aldığı olumlu tepkilerin ardından ‘Fractal İstanbul-Haydarpaşa Panorama’yı yayınlamıştı. Şimdiyse, son 8 aydır gece gündüz demeden üzerinde çalıştığı Eminönü ile Galata Köprüsü ve Karaköy’ü kapsayan 2.5 milyar piksellik ‘Fractal İstanbul-Pandemi’yi paylaşıyor.

İETT’nin kült otobüsleri
Fractal İstanbul – Pandemi çalışmasında başroldeler.

‘Fractal İstanbul’ projesi ilhamını İstanbul’dan alıyor; bize de “Bu ilhamın kaynağı şehrin hangi noktaları, hisleri ve anlarından?” diye sormak kalıyor…

Tolunay’ın buna cevabı ise şöyle: “Hayata görsel bakan biri olarak İstanbul’un binlerce yıldır katman katman işlenmiş görselliğinin üzerimde tetikleyici bir etki yaratması kaçınılmazdı. Fark ettim ki içinde yaşayan bizler bu kenti görsel olarak neredeyse hiç kayda almamışız.

Boğaz sularının emektar gemileri ‘çektiriler’.
Gerçekleri Rahmi Koç Haliç Müzesi’nde görülebiliyor

Eski İstanbul hakkında önemli bilgilere Avrupa’dan gelen seyyah ressamlar ve gravürcülerin bugüne bıraktıkları üzerinden erişiyoruz. Biraz onları kıskanmam ve şehre duyduğum borçluluk duygusu bu korkutucu projeye başlamamda itici güç oldu. İstanbul, herkesin baktığı açıdan farklı şeyler gördüğü holografik bir şehir. Ben de kendi gördüklerimi, zihnimde birikmiş olan imgeleri toplayarak devasa ölçülerde çizerek sunmaya karar verdim. İstanbul’u çizerek aktarmanın bir yolu olarak geriye, çocukluğuma doğru bir yolculuğu seçtim. İç içe geçmiş sesler, renkler, susmayan kornalar, vapur-gemi düdükleri ya da sirenleri, Eminönü’nde deniz ve balık, Mısır Çarşısı’ndan yayılan baharat kokuları, kahve, simit, mazot kokuları… Gözü yakan dumanlar. Seyyar satıcı nidaları. Kuralsız, matematiği olmayan bir akış. Zaten bu bilinmezlik ve sonsuz ayrıntılar zincirindendolayı projeme ‘Fractal İstanbul’ ismini verdim.” (Fraktal: Matematikte oransal kırılma özelliği gösteren karmaşık geometrik şekillerin ortak adı.)

Yalnızlığa itilmiş
bir sembol yapı,
Sirkeci Garı.

BİR VAPURUN İSMİNİ MERAK ETMEKLE BAŞLIYOR HER ŞEY

Bu haritanın İstanbul’a ve kent kültürüne asıl katkısı kente dair bir dokümantasyon olma özelliği de taşıması…

Tolunay anlatıyor: “Kent kültürü, konu özellikle İstanbul ise çok da planlı inşa edilen bir şey değil. Zaten kendi içinde bir devinimle gelişimini sürdürüyor. Bu dev çorba kazanında kaynayana sadece seyirci kalmamalı; elimizde ne varsa baharat niyetine içine atmalı! Çizer olarak şehrime karşı bunu bir borç hissettim ve üretime geçtim. Yaptığım işi tanımlamak için yeni bir kavram ürettim: ‘Kentçizer’. Benzer başka kelimeler de üretmek gerek; ‘kentyazar’ ve ‘kentokuryazarlarına’ ihtiyacımız var. Bindiğiniz bir vapurun ismini merak etmek, kapısından girdiğiniz ve mimarisini beğendiğiniz bir binanın tarihçesinin peşine düşmek… Ben kendi adıma bu merak duygusu ile yoluma devam ediyorum ve bu duyguyu ürettiklerim aracılığıyla yaymak istiyorum.”

Peki haritanın görsel altyapısı için minyatür ve gravür haritacılık geleneğinden yararlanmanın yanı sıra hangi teknikleri kullanıyor?

“Coğrafyamızda görsel kayıt geleneği zayıf. Sırtımı yaslayabileceğim gelenek adına ne varsa hepsini aldım. Seyyah gravürcülerin çizdikleri, Avrupa kent haritacılığının örnekleri ve minyatür bugünün görsel diliyle harmanlandı.”

“Sizin İstanbul’unuzu nasıl tarif etmeli; sesi, koku ve tadı nasıl olur” diye sorunca son olarak, projenin ilham kaynağına da ulaşıyoruz aslında…

“Şehrin tüm renkler ve kokuların toplamında ortaya çıkan bir hissiyatı var ama birer kelimeye indirgersek renk için turkuvaz, koku için kahve, baharat ya da fırından yeni çıkmış simit kokusu derim.”

Şehrin dinamizmini çizerek kayıt ediyorlar

Urban Sketchers

Ahmet Faruk Çetin

Talya Yücesan Önal

Urban Sketchers dünyanın dört bir yanından çizerleri bir araya getiren, şehirleri yaşam alanları, sokakları, mimarisi, insanları yani tüm akışıyla yerinde ve anında çizerek dünyaya gösteren bir proje. 2007’den beri dünyanın her yerine yayılmış durumda. Projenin İstanbul ayağının yürütücüleri Ahmet Faruk Çetin ve Talya Yücesan Önal’a, İstanbul’un projeye nasıl dahil olduğunu sorduk, anlattılar:

Topkapı Talya Yücesan Önal

“Urban sketching aslında yaşamı kayıt altına almayı hedefliyor. Amacımız salt mimari güzellikleri çizmek değil, şehir nasıl bir zamanda, nasıl detaylarla, nasıl insanlarla akıyor gibi sorulara da bakmak. İstanbul dinamizmi, yapısı, yaşayanları, tarihi, o tarihin günümüze taşınmış şekli ve insanların şehre davranışıyla oldukça cezbedici ve sonsuz malzeme içeriyor. İstanbul için söylenen, o klişe ‘kaotik’ ya da ‘Doğu-Batı sentezi’ tanımlamaları bizler için çok şey ifade ediyor. Koruduğumuz güzelliklerin büyüleyici etkisi nasıl ilham oluyorsa, bitmeyen tadilatlar, bir anda yıkılan, yok olan alanlar da o derece ilham oluyor. Biz şehri romantik bir şekilde resmetmektense gerçekleri yansıtmayı hedefleyen bir çeşit çizer-muhabirleriz. Baktığımız yerde gerçekten neler olup bitiyor izliyor ve defterlerimizle aktarıyoruz.

AKM
Ahmet Faruk Çetin

BU KENTİN ŞAHİTLERİYİZ

Kadıköy’de buluşup Tarihi Yarımada’ya karşı iç çeker ve görkemli bir Ayasofya resminin içinde kaybolurken bir anda Haydarpaşa’nın bir türlü kurtulamadığı tadilata üzülüyor, fakat nasıl görünürse görünsün onu o şekilde çiziyoruz. Şehrin şahitleriyiz. Mesela yıkılma aşamasındaki AKM’nin yarım yamalak, yıkık dökük duvarlarının resmi sadece bizde var sanıyoruz. O an oradaydık ve içimiz yanarak da olsa o anı ölümsüzleştirdik.”

Bir de hayalleri var: Defterlerini sergilemek ve İstanbul’un kültürel mirasının korunması kapsamında öncelikli alanları belirleyerek bir envanter kitabı çıkarmak…

Kartpostal kültürü büyüsünü koruyor

Deniz Oslu

Deniz Oslu, ‘A Pinch of Sketches’ yani ‘bir tutam eskiz’ isimli projesiyle 2014’ten bu yana etrafta görüp de ilham aldığı her şeyi çiziyor… Bu çalışmalar ağırlıklı olarak, yaşadığı şehir Ankara’dan olsa da poster ve kartpostal olarak karşımıza çıkan çalışmalarında İstanbul da büyük bir yer kaplıyor. “İstanbul, her zaman çok canlı, büyüleyici, ilham veren bir şehir özellikle de Ankara’da yaşayan benim için! Bir dönem stajyer mühendis olarak İstanbul’da çalıştım, bir dönem sevgilimi -şimdi eşim- ziyaret etmek için İstanbul’a koşarak geldim, sonrasında da bazen iş nedeniyle bazen arkadaş, akraba ziyaretleri, festival ve konserler için çokça ziyaret ettim. Bu ziyaretlerde şehirle ilgili biriktirdiğim anılarımın, duygularımın toplamı çizimlerime de ilham kaynağı oldu. Ve günün sonunda, İstanbul’u heyecanla ziyaret eden bir misafir sayılırım” diyerek özetliyor. Artık son derece nostaljik bir şey olan kartpostal kültürü onun için günümüzde bile büyüsünü koruyan bir iletişim aracı: “Posta kutusunda bir kereliğine bile olsa kartpostal bulmuş olanlar bunu anlayabilir. El yazısını da birlikte taşıyor ve duyguları birkaç cümle ile elle tutulan bir kart biçiminde ölümsüzleştiriyor…”

YAZI: Selin Özavcı Tokçabalaban

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here