Jilet Sebahat yazdı: Yasemin kokulu topuk sesleri

0
782

Şehrin duvarlarına inatla ve umutla sarılan, mis gibi kokan yasemin çiçeklerini bugünlerde her yerde görebilirsiniz. Tıpkı onlar gibi Beyoğlu’nun sarmaşıklarından biri olan drag queen’lerin sahnesi ve ‘Dudakların Cengi’ gösterisi işte onları hatırlatıyor bana…
JİLET SEBAHAT
Yaseminim tüm pencereyi sarmış. Dallarında bembeyaz çiçeklerle penceremin demir  korkuluğuna, oradan da duvara sarılıyor. Yılda birkaç defa kesilip, dalları yolunup atılmasına rağmen yaşadığı yeri terk etmez bu çiçekler. İnatla tutunmaya çalışır, inatla yeşerir yeniden. İnatçı, anarşik ve başı hep dik. Bu yüzden Beyoğlu’nda  tutunmaya çalışan, inatla alanını koruyan, terk etmeyen  herkese ‘sarmaşık’ derim ben.  Aslıhan Pasajı’ndaki sahaflar, Balık Pazarı’ndaki turşucu, Galatasaray Lisesi’nin yanındaki çiçekçi,  “Tarrrrtaaaaarııımm!” diyen asabi tartıcı, Bayram Sokağı sakinleri, Sakarya Tatlıcısı, eski pavyonlar, Tarlabaşı’nda harabelerin arasında kalmış perukçular,  Asmalımescit’te Helvetia’nın emekçi kadınları ve son  meyhaneleri…   

AKORDEONCU KADININ İZİNDE: ANAHİT SAHNE

Umut, yeşermek dedim ya; umudumu yeşerten  bir şeyler daha var Beyoğlu’nda. Geçen yıl Tomtom’da ‘Anahit Sahne’ isminde bir mekân açıldı ve orada şahane  şeyler oluyor. Burası aslında gençliğimizin mekânı olan Indigo’nun yerine açıldı. Mekân, ismini Madam Anahit’ten almış.  Madam Anahit’i tanımayanlar varsa mutlaka hayatına bir göz atsın. Onu okurken Beyoğlu’nun tarihini de okuyorsunuz. O da bir Beyoğlu sarmaşığıydı.  Madam Anahit’i başka bir zamana saklayarak, yemyeşil çocuklardan bahsetmek istiyorum. Yasemin kokulu çocuklardan. İnatçı, cesur ve varlığına  sahip çıkan sarmaşıklardan.  Topuklu ayakabılarının yere vurma sesiyle caddelerin güruhunu  yaran, parıltılı elbiseleriyle karanlığı aydınlatan,  kahkahalarıyla şaklayan bir kırbaç gibi bütün kuralların yüzüne tokadı aşk eden çocuklardan…  

DÜĞÜN, PAVYON, MİTOLOJİ, AŞK…

Dudakların Cengi’nin kıvılcımı Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü’nde parlamaya başlıyor. RuPaul’s Drag Race,  ‘Paris is Burning’ belgeselinden esinlenilerek, Madır Öktiş jüriliğinde ‘İstanbul is Burning, Drag Queen Lip Sync’ yarışması yapılıyor.  ‘Dudakların Cengi’ ise Madır Öktiş öncülüğünde ondan sonra ortaya çıkıyor. Öktiş, 2012’de LGBTİ+ hareketinin en yeşerdiği dönemde Almanya’da okuduğu üniversiteyi bırakıp Türkiye’ye dönüyor. “Yaratıcı, progresif ya da devrimci bir tarafım varsa bunu Almanya’da fabrikadan çevirme üniversitede yapamam” diyor bir röportajında. Lip sync etkinliğinde drag queen’ler, ara vermeden gece boyunca temaya uygun şarkılara playback yapılan performanslar sergiliyor. Düğün, pavyon, mitoloji, aşk, kibir ve cennet bu temalardan sadece birkaçı.  Etkinlik önce açık sahne olarak kurgulanıyor, sonrasında Öktiş’in temaları  ve seçtiği konseptlerle, önceden belirlenmiş performansçılarla giderek büyüyor cenk.  Anahit Sahne’nin yanı sıra  Babylon, Moda Sahnesi, Mecra gibi İstanbul mekânları, İzmir ve Ankara gibi şehirlerde de düzenleniyor bu etkinlik. Bilet gelirinin büyük bir kısmı cengâverlere (Dudakların Cengi performansçılarına cengâver deniyor) eşit miktarda dağıtılıyor. Birçoğu hayatlarını şovlardan kazandığı parayla idame ettiriyor.

CENGÂVERLER SAHNEYE PAMUK ELLER CEBE

K.Ö. (Koronadan Önce), Anahit Sahne’de ayda iki defa gerçekleşiyordu bu etkinlik. Performansçılar için şov, evden çıkar çıkmaz başlar. Sokakta olmak gösterinin en büyük  parçası bence. Saat on ikiyi vurmadan Beyoğlu’ndaki drag queen geçit töreninde önce sokakta halkı selamlarlar en şuh halleriyle.  Yüzlerindeki makyajda hayatın bütün renklerini görebilirsiniz.  Dans eşliğinde ökçelerinin altında ezerler ezberletilmiş ve dayatılmış bütün roller ile kalıpları. Kimi morsalkımdır, kimi hanımeli, kimi Arap yasemini.  Saat 12’de ise defile başlar. Kreatif direktör Madır Öktiş, tek tek takdim eder herkesi ve gösteri başlamadan ‘Dudakların Cengi’ kuralları okunur.  Aklımda kalan kurallardan ikisi; kişisel alanlara saygı ve “Cengâverlere bahşiş vermeyi unutmuyoruz”. Sonra beş saat boyunca aralıksız izlersiniz performansları. Ne mutlu ki bana, ben de konuk performansçı olarak katılmıştım bir keresinde.   

BENZEMEZ KİMSE SANA

Herkesin birbirine benzediği, benzemek zorunda bırakıldığı,  baskının, hoşgörüsüzlüğün arttığı, kapımıza namus bekçilerinin dikildiği, baskın cinsiyetin ve cinsiyet hallerinin hayatımızda otorite kurmaya çalıştığı bu ortamda bütün çıkıntılıklarıyla (queer tanımlamam) ve gullümleriyle (LGBTİ lisanında eğlenmek) karanlığı dağıtıyor drag queen’ler.  Anarşik bir sarmaşık gibi sarıyorlar bizi. İzledikçe güç ve cesaret veriyor. Birileri hayatımızı altüst ediyor, onlarsa hayatımızı altüst edenleri. Perfleri bol olsun. 

Not: COVID-19 sebebiyle eğlence yerleri ve sahnelerin kapalı olması birçok drag queen’in işsiz kalmasına sebep oldu. Birçoğu geçimini sadece bundan sağlarken şu anda zor durumda. Destek olmak isteyenler yardım kampanyalarını instagram.com/dudaklarincengi sayfasından takip edebilir.

YAZI: JİLET SEBAHAT

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here