Pandemi ve pergel: Fiziksel temas olmadan aşk olur mu?

0
909

“Pandemi ve aşk tamam da, pergel nereden çıktı?” diye düşündünüz büyük ihtimalle. Anlatacağım.

Yazı: Itır Erhart

Üniversite ikinci sınıftayım. 16’ncı yüzyıl edebiyatı dersinde ‘metafizik şiir’in büyük ustası John Donne ile tanışıyorum. Bir süreliğine ayrı kalınacak sevgiliye neden ağlamaması, yas tutmaması gerektiğini anlattığı şiir, Veda: Yas Tutmak Yasak(1), beni öylesine etkiliyor ki eve gelince şiiri defalarca okuyorum; hatta görselleştirmeye, Türkçeye çevirmeye çalışıyorum. Üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen, neredeyse her satırı hâlâ aklımda. İşte bu yüzden, pandemi ve aşk üzerine yazmak için bilgisayarımın başına oturduğumda o şiiri ve üzerimde bıraktığı etkinin nedenini anlatarak başlamak istiyorum. Başlığa taşımamın nedeni ise ‘pergel’ metaforu üzerine sizi de biraz düşündürmek.

Şiirde iki farklı aşkı anlatıyor Donne. Biri basit, ayın altındakilere, yani dünyevi insanlara özgü, bedensel aşk; diğeri ise zihinlerin ve ruhların aşkı. ‘Basit aşk’ bedenlerin ayrılığına dayanamazken, ideal aşk dudakların, ellerin, gözlerin uzakta olmasından hiç etkilenmiyor. Binlerce yıl önce, Platon’un Şölen Diyaloğu’nda Diotima’nın Aşk Merdiveni’nin de en alt basamağında yer alan aşka benziyor aslında Donne’un basit aşk olarak adlandırdığı. Temelinde cinsel çekim olan aşk(2) bedensel ayrılıkta yitip giderken; pergel metaforuyla anlatılan ‘arıtılmış’ aşk, mesafelerden hiç etkilenmiyor:

bir değil iki olsalar da, aynı,
sağlam bir pergelin iki ayağı gibidirler;
senin ruhun, sabit ayak yani,
hiç oynamaz, öteki kımıldamazsa eğer.
…….
işte böyle olacaksın benim için de sen:
öteki ayak gibi, ben ayrılıp gitsem de,
sen sağlam durdukça, şaşmayacak dairem;
başladığı yerde bitecek her seferinde
…….
Çeviren: Bülent R. Bozkurt

“Pergelin iki ayağı gibi, fiziksel olanın çok ötesinde bir yerden bağlı olmak gerçekten mümkün mü? Pandemide bu soruyu kendime yeniden sordum.”

İdeal âşıklar ise ne kadar uzak olsalar da, pergelin tepe noktasından, birbirlerine bağlılar. İdeal aşk da, dünyevi aşkın aksine, tıpkı gökcisimleri gibi, mükemmel bir daire: Başı sonu belli değil, simetrik, sonsuz… (‘Daire’ demişken, buraya küçük bir not düşmek isterim. Bağlılık sembolünün ‘halka’ olmasının nedeni de bu aslında. Dairenin en mükemmel geometrik şekil olması. Antik Mısır’dan itibaren sonsuzluğun, dolayısıyla da sonsuz bağlılığın, daireyle temsil edilmesi.(3)

Pergelin iki ayağı gibi, fiziksel olanın çok ötesinde bir yerden bağlı olmak gerçekten mümkün mü? Pandemide bu soruyu kendime yeniden sordum. Bana yol göstermeleri için önce bu şiiri aldım önüme, sonra Milena’ya Mektuplar(4)’ı ve İnsanın Anlam Arayışı(5)’nı.

Milena ve Franz
Franz Kafka’nın 1920-1923 yılları arasında gazeteci ve çevirmen Milena Jesenská’ya yazdığı mektuplar fizikselliğin ötesindeki aşkı, bedensel olanın, tutkunun zihinde ve yazıda yaşanmasını tüm derinliğiyle anlatıyor. Birbirlerine yoğun bir şekilde mektup yazdıkları üç yıl boyunca, Franz ve Milena yalnızca iki kez yüz yüze görüşüyor. Mektuplardan çıkardığımız kadarıyla, birlikte toplam beş ya da altı gün geçiriyorlar. Birbirlerinde entelektüel, zihinsel eşlerini yaşadıklarını, hatta bir noktadan sonra, bir olduklarını fark ediyoruz okurken. Franz, Milena oluyor; Milena da Franz. Dokunmayı, sarılmayı özlemiyorlar mı? Tabii özlüyorlar:
“Ah! Milena, seni anlamsız özlüyorum; korkunç, derinden ve sonsuz.”
“Yorgunum. Tek istediğim, yüzümü kucağına koymak. Başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak.”

Ancak bu mümkün olmadığı için hazza, doyuma yazarak ulaşıyorlar. Franz 1924’te veremden ölene kadar. Milena ise ondan tam 20 yıl sonra Ravenbrück’te toplama kampında ölüyor. Almanlar tarafından tutuklanmadan önce mektupları Willy Haas’a verdiği için günümüze kadar geliyor bu satırlar. Onun yazdığı mektuplar ise, yazık ki, kayboluyor.

Viktor ve Tilly
Avusturyalı psikiyatr Viktor Frankl ve hemşire Tilly Grosser Viyana’da tanışıyorlar ve evlenmelerine izin verilen son Viyanalı Yahudi çiftlerden oluyorlar. Yahudilerin çocuk yapması yasak olduğu için Tilly kürtaja zorlanıyor. Evlenmelerinin üzerinden bir yıl bile geçmeden, 1942 yılında, Theresienstadt toplama kampına gönderiliyorlar. Tilly, kısa bir süre sonra Auschwitz’e transfer ediliyor ve orada yaşamını kaybediyor. Viktor, onun öldüğünü çok sonra öğreniyor:
“Karımın hayatta olup olmadığını bilmiyordum ve bunu anlamanın hiçbir yolu da yoktu (tutuklu kaldığım süre boyunca hiçbir posta hizmeti verilmemişti; ama o anda bu, önemli olmaktan çıkmıştı. Bilmeye ihtiyacım yoktu; sevgimin, düşüncelerimin ve sevgilimin hayalinin gücüne hiçbir şey dokunamazdı.”
“Saatlerce buz tutmuş toprağı kazdım; gardiyan, hakaretler yağdırarak yanımdan geçti, ben yine sevgilimle bir araya geldim. Orada benimle olduğunu daha bir derinden hissettim; ona dokunabileceğim, elimi uzatıp ellerini yakalayabileceğim duygusuna kapıldım. Duygu çok güçlüydü: Karım oradaydı.”

Viktor’a göre yaşamın anlamını keşfetmenin yollarından biri olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamak, onu sevmek. Peki seks bu resmin neresinde? Seks “… sevgi denilen nihai birliktelik deneyimin dışavurumunun bir yolu…” Olmazsa olmazı değil, yalnızca bir yolu. Sevgi, aşk, tıpkı Milena ve Franz’ın hikâyesinde olduğu gibi, fiziksel olanın, dokunmanın çok ötesinde bir yerlerde yaşanan bir olgu.

Gelelim pandemiye
Bu iki kitabı ve Donne’ın şiirini kütüphanemden çıkarıp yeniden okuduğumda mart ayıydı. Pandeminin başlangıcı. İşte o dönemde, korku üzerinde düşünmeye başladım. Hastalanmaktan, olası maddi kayıplardan, planların iptal olmasından değil, yasaklar ya da karantina nedeniyle sevdiğini göremeyecek olmaktan, ona, en azından bir süre, sarılamayacak olmaktan kaynaklanan korku üzerine. Eğer iki sevgili, pergelin iki ayağı gibi birbirine bağlıysa görüşemeyecek olmaktan korkmamak gerekiyordu. Franz ve Milena üç yıl boyunca yalnızca iki kez görüşmüşlerdi ve bu birbirlerini yaşamalarına, hatta birbirlerinin içine erimelerine engel olmamıştı. Viktor, hayatta olduğundan bile emin olmadığı Tilly’yi her an yanında hissedebilmiş, bu da ona dayanma gücü vermişti. Onların hikâyesine benzeyen nice hikâyeler vardı savaşlar, salgınlar, zorunlu göçler sırasında yaşanan.

“Eğer iki sevgili, pergelin iki ayağı gibi birbirine bağlıysa görüşemeyecek olmaktan korkmamak gerekiyordu.”

Benim, karantina döneminde duyacağım hikâyeler ise bu aşklardan çok farklı olacaktı. Bir arkadaşım internet üzerinden tanışıp âşık olduğunu iddia ettiği kadını görebilmek için tüm şartları zorlayacak; gerekirse, bir süreliğine kızıyla bile buluşmamayı göze alacaktı. İlk buluşmanın hemen sonrasında ise her ikisi birden ‘sihrin bozulduğuna’ karar verecek ve bir daha hiç görüşmeyecek, konuşmayacaklardı. Bir başkası, sevgilisiyle farklı şehirlerde kaldıkları için aşklarının bittiğini anlatacaktı. Onlarınki dünyevi aşk mıydı?

Hangi ilişki testten geçmiyor ki?
Tüm bunlar üzerine kafa yorarken, aslında pandemin bize ilişkilerimizi test etme fırsatı verdiği kanısına vardım. Onunla, fiziksel olanın ötesinde bir bağımız var mıydı? Ona dokunmasak da onu yanımızda hissedebiliyor ve onu yaşamaya devam edebiliyor muyduk? Dokunmanın yerine başka bir şey koyabilmiş miydik? Yazmak, beste yapmak, konuşmak… Hem artık görüntülü konuşmak da mümkündü. Karşılıklı yemek bile yiyebilir, ‘birlikte’ film bile izleyebilirdik istersek.

Evet, belki bunların onun kollarında huzurlu bir uykuya dalmanın, ellerimizi saçlarının arasında gezdirmenin, nefesini, kokusunu duymanın yerine geçmesi kolay değil, hatta belki, mümkün değil. Hatırlayın, Franz için de kolay değildi.

Hem pandemi geçiciydi, eğer sevgililer bu sürecin sonunda hayatta kalırlarsa, ki ölüm oranları düşük olduğu için büyük ihtimalle kalacaklardı, yeniden buluşabileceklerdi.

Testi geçemeyen ilişkilere ne olacaktı? Fiziksel uzaklık nedeniyle duygusal olarak da uzaklaşan sevgililere? Ya da tam tersi birlikte hiç geçirmedikleri kadar çok zaman geçirdikleri bu dönemde ‘yanlış’ insanla birlikte olduklarını fark edenlere? Onlar ayrılacak, boşanacak ya da konfor alanlarından çıkmayı göze alamayıp devam edecekti.

Ya testi geçenler? Bedensel olanın ötesinde de aşkı yaşayabildikleri, zihinsel, entelektüel, duygusal olarak da bağlı oldukları bir insan hayatlarında olduğu için şanslı hisseceklerdi.

Son söz (ve belki de haddim olmayarak) küçük bir tavsiye: Eğer her açıdan bizi test eden bu sürecin sonunda pergelin iki ayağı olabildiğiniz insanla birlikte olduğunuzu fark ettiyseniz, lütfen ona özen gösterin; ona sizin ne ifade ettiğini mutlaka söyleyin, söylemek zorsa yazın.

(1) A Valediction: Forbidding Mourning, John Donne.
(2) Platon, Şölen, Say Yayınları, 2015
(3) Joseph Maskell, The Wedding-Ring: Its History, Literature, and the Superstitions Respecting it. London: Hansebooks, 2017
(4) Franz Kafka, Milena’ya Mektuplar, Çev. Mustafa İbrahim Çelebi, Panama Yayıncılık, 2018
(5) Viktor Emil Frankl, İnsanın Anlam Arayışı, Çev. Selçuk Budak, Okuyan Us Yayın, 2019

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here