Şahane ‘absürt’ Orhan Veli

0
476
Orhan Veli, Mina Urgan ve Oktay Rifat, 1939

Orhan Veli’nin dizelerini biliyoruz ama aslında ne kadar tanıyoruz onu? Gazeteci-yazar Seray Şahinler, Ağabeyim Orhan Veli kitabında şairi, kız kardeşinin, Sereserpe şiirini yazdığı Bella Eskenazi’nin anlatımlarıyla tanıma şansı veriyor. Ailesi, dostları, aşkları, zarafeti, keskin zekâsı, hayalperestliği ve şahane ‘absürtlüğü’yle karşımıza bir başka Orhan Veli var.

İstanbul’u ondan iyi anlatan yok. Şiirleri ondan daha duru, daha yalın Türkçe’yle yazan, her dem taze kalan da. Dizeleri hâlâ ezbere okunuyor, hâlâ Türk şiirinin en sevilen birkaç şairinden biri kalmayı başarıyor. Ancak bütün bunlara rağmen şimdiye kadar hakkında birkaç araştırma kitabı, sanatçı dostlarının, yakınlarının kâh orada kâh burada çıkan anılarından başka bir şey yoktu. Şimdiye kadar… Çünkü gazeteci-yazar Seray Şahinler, merkezine şairin kız kardeşi Füruzan Yolyapan ile söyleşilerini aldığı Ağabeyim Orhan Veli kitabıyla artık bu boşluğu dolduruyor. Ama kitapta sadece Füruzan Yolyapan’ın anıları yok. Anlatamıyorum ve Sereserpe şiirlerini ithaf ettiği Bella Eskenazi’nin anılarını, Garip akımının etkilerini, Yaprak dergisinin öyküsünü, büyük aşkı Nahit Hanım’ı, mektuplaşmalarını ve şaire dair pek çok detayı buluyoruz.

Füruzan Yolyapan, Seray Şahinler

Kitabınızın çıkış öyküsünü anlatır mısınız? Orhan Veli’nin kız kardeşi Füruzan Yolyapan’a nasıl ulaştınız? Onun aracılığıyla neler ortaya çıktı? 

2012 yılında Orhan Veli’nin kendi sesinden şiirlerini okuduğu ses kaydı yayımlanmıştı. O sıralar Akşam gazetesinde muhabirdim ve Orhan Veli’ye sevgim beni bu kayıtların peşine düşürdü. Kayıtların, kız kardeşi Füruzan Hanım’ın izniyle yayımlandığını öğrendim. Kendisi hayattaydı ve ona ulaşmak için can atıyordum. İlk söyleşimizi bu kayıtlar üzerine yaptık. Daha sonra kendisini ziyaret etmeye başladım; bu sohbetlerde Orhan Veli ve Kanık ailesi üzerine pek bilinmeyen çok güzel detaylar ortaya çıktı.

Şimdiye dek pek bilinmeyen Orhan Veli’nin ailesiyle ilişkisine, annesine düşkünlüğüne, çocuklara ilgisine tanık oldum. Spora, denize, yüzmeye çok meraklı, son derece saygılı, kimseyi kırmayan, kendisini çok sert eleştirenlere dahi incelikle yanıt veren bir portre çıktı karşıma. Ve tabii öldüğü güne dair hiç bilmediğimiz detaylar var. Ölüm haberini ailesinin nerede ve nasıl aldığını, annesinin verdiği tepkiyi, cenazesini, ölümünün ardından yazılan yazıları aktarmaya çalıştım.

Elbette bunları şimdiye kadar hep yapıldığı gibi haber ve/veya röportajla sınırlı tutabilirdiniz. Bir kitaba dönüştürmeye, Orhan Veli biyografisini yazmaya nasıl karar verdiniz?

Elimde biriken bu anıların aynı zamanda bir sözlü tarih çalışması olduğu ve kayıt altına alınması gerektiğini düşündüm. İlk söyleşimiz 2012 yılında yapılmıştı fakat elimdeki tüm kayıtları 2015 yılında yazıya dökmeye başladım. Yazdıklarım uzun süre benimle kaldı. 2017 yılında yolum Doğan Kitap’la kesişti. Yayın yönetmeni Cem Erciyes ile bu anıları eksenine alan özgün bir Orhan Veli biyografisi hazırlamaya karar verdik. Orhan Veli hayatını kaybettiği zaman kız kardeşi Füruzan Hanım 26 yaşındaydı. O da çok gençti, dolayısıyla ağabeyiyle ilgili anıları bir biyografi için belli yere kadar geliyordu. Bütünüyle bir Orhan Veli portresi sunmam için ailesine, ilk şiirlerine, kitaplarına, aşklarına, bilinmeyen meraklarına ve Orhan Veli’nin yaşadığı döneme pencere  açmak gerekiyordu. Tüm bunlar süreci yönlendirdi ve ortaya Ağabeyim Orhan Veli çıktı.

Başka hangi kaynaklardan yararlandınız?

1940’larda yayımlanan gazete ve dergileri inceledim. O dönemdeki köşe yazılarını okudum, özellikle Garip şiirine yönelik eleştirilere yer veren yazıları araştırdım. Aynı zamanda araştırmalarımda karşıma çıkan, Garip akımını ve yeni şiiri çok sert bir dille eleştiren Yusuf Ziya Ortaç yönetimindeki Akbaba dergisinden faydalandım.

Kız kardeşi Füruzan Hanım ile tanışmadan önce kafanızda mutlaka bir Orhan Veli imgesi vardı. Kitabı yazmaya başladıktan sonra bu imge nasıl değişti? Neler eklendi, neler eksildi?

Orhan Veli’nin şiirlerinden bana geçen hep bir sokak algısı vardır. Orhan Veli’yi ailesiyle bu kadar iç içe hayal etmemiştim doğrusu. Özellikle annesine düşkünlüğü beni çok etkiledi. Dolayısıyla bir şair ve fikir adamının yanı sıra bir evlat, ağabey olarak Orhan Veli portresi de çıktı karşıma. Hayatının son demlerinde Orhan Veli’nin fikir adamlığı yönü kendisini iyice hissettiriyor. Yaprak dergisini inceledikçe, bu yönünü daha yakından tanıdım.

Orhan Veli şiirlerinde o mizahi ve ince dilini hissedersiniz ama yeni şiiri ve Garip akımını eleştirenlere aynı keskin zekâyla verdiği yanıtlar beni çok etkiledi.

Orhan Veli, 1946

Peki biz okurlar kitapta Orhan Veli ile ilgili neler bulacağız?

Öncelikle bir ağabey olarak Orhan Veli’yi tanıyacağız. Fırfırım diye sevdiği kız kardeşi Füruzan Hanım’la yaşadığı tatlı anıları dinleyeceğiz. Anne-babası ve kardeşleriyle ilişkisine, Beykoz’da yaşanan güzel zamanlara, kayak sefalarına, çayırda geçen neşeli günlere tanık olacağız. Orhan Veli’nin futbola düşkünlüğünü, tiyatro sevdasını, çevirilerini öğreneceğiz. Aynı zamanda Sere Serpe ve Anlatamıyorum şiirlerini ithaf ettiği Bella Hanım hayatta. Onunla yaptığımız röportaja da yer verdim, bu şiirlerin perde arkasında yaşananları Bella Hanım’dan dinleyeceğiz. Ve tabii Orhan Veli’nin en büyük aşkı Nahit Hanım’la yaşadıklarını derinden hissedeceğiz.

KİTAPTAN

Füruzan Yolyapan anlatıyor:

“İstanbul Türküsü’nün yeni yayımlandığı günlerdi… Babam şiirin konusunu bilmiyordu. Dostları ise babama şiirden bahsetmiş, şakalaşmışlar. Bu şakaların etkisiyle babam eve döndüğünde, ‘Orhan nerede?’ diye sordu. Ağabeyim hemen geldi. ‘Oğlum sen neler yazmışsın! Bir fakir Orhan Veli’yim, bir garip Orhan Veli’yim, Veli’nin oğluyum demişsin. Fukaralığını gazetelerden herkese ilan ediyorsun, beni ne karıştırıyorsun, ben hayatımdan memnunum’ demişti.”

Bella Eskenazi anlatıyor:

“Bir gün geldi ve bana ufak kağıt verdi. ‘Size  bir şiir yazdım’ dedi. Baktım güzel bir şiir yazmış: Sere serpe! ‘Olmaz ki böyle de yatılmaz ki’ diyor. Ben hep öyle otururdum, çünkü her evde bir sedir vardı. Sedir de bana çok rahatsız geliyordu. O zamanlar ben de ayaklarımı sererek otururdum. Herhalde pek dikkat etmedim ya da elbise yerinde durmadı, bilmiyorum. O gün onu yazdı. Ben tabii güldüm ve ‘Çok teşekkür ederim’ dedim. ‘Ben de çok teşekkür ederim’ diye yanıt verdi.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here