Serkan Ocak: İstanbul’dan bisikletle başladım Yalova’da atla bitirdim 

0
2091
Testin sonu Yalova’nın ilk ve tek ‘Atlı Spor Kulübü’nde at üstünde bitti.

İstanbul bisiklet kenti olur mu? Bu soruya verilen cevap muhtelif. Olur diyen var, yokuş çok diyen var, bizde bu işlerin kültürü yok diyen var. Cevabı aramak için teste çıkan; Çekmeköy’deki evinden Pendik’e pedallayan ve hızını alamayıp Yalova’ya geçen Serkan Ocak’tan dinliyoruz.  

İstanbul’un bisiklet açısından en zor semtlerinden birinde yaşıyorum. Bir yanım Şile otobanı, diğer yanım ‘Baraj Yolu’ dile bilinen, her saniye araç yoğunluklu olan bir bölge. Sakin sakin bisiklet kullanabileceğim bir yer çevremde yok. Bir keresinde evden çıkıp biraz dolaşayım dedim. Az kalsın hafriyat kamyonlarının altında kalıyordum. O gün bugündür, bisiklete bineceksem arabama bisikleti yükleyip sürülebilir bir yere gidiyorum. Bu da bisiklet seven bir insan için acı verici.

Bu sefer bir amacım var; İstanbul Life için bisikletle seyahat denemek. Bir cesaret bisikletimle çıktım. Henüz 500 metre bile yol yapmadan Baraj Yolu’na çıkacağım anda bir otomobil sürücüsüyle aramızda maraz çıktı.

Yola çıktım, gidiyordum. Ara yoldan hızla anayola bir araç çıkmaya çalıştı. Son anda fark edip, önünden sıyırma geçtim. Haliyle söylendim. Sürücü yanıma yanaşıp camını açtı: “Ne dedin lan sen bana!” diye çıkıştı. Yıllardır trafikte kavga sonucu cinayet haberlerine gidip, “Ne insanlar var yahu” diye söylenen ben, haberin öznesi olmak üzereydim. Neyse ki biraz bağrışıp olaysız dağıldık.

BİSİKLET YOLU DEĞİL MOTOSİKLET OTOYOLU

İçimden “Yol yakınken dön, pişman olacaksın” diyordum. Ama bir daha olmaz temennisiyle yola devam ettim. Kayışdağı, Türk-iş Blokları, Hal, Kozyatağı, Göztepe Köprüsü’nden Caddebostan’a vardım. Saatime baktım, 35 dakika gösteriyordu. Şaşırdım çünkü evden arabayla çıkınca da bu kadar zamanda geliyordum. Bostancı’ya devam ettim.

Buraya kadar gelmişken Bağdat Caddesi’ne pandemi döneminde yapılan geçici bisiklet yolunu test edeyim dedim. Sürdüm sürdüm, bir duba göremedim. Cadde üzerindeki bir şeridi bisikletlilere ayırmışlardı. Ancak artık bu bisiklet yolunda yeller esiyordu. Gerçekten ‘geçici’ imiş. Bir hışımla geldi geçti.

Kadıköy’e doğru gitmeden Göztepe Parkı’nda ilk bisiklet yolu gözüme çarptı. Tam bir oh çekiyordum ki bu sefer de paket servisi yapan motorcuların burayı kendilerine tahsis ettiğini gördüm. Kendimi sürekli motorlardan kollaya kollaya sahile attım. İstikamet Pendik…

Buraya kadar özellikle cadde üzerinde en çok taksicilerin tacizine maruz kaldım. Arkamdan korna çalanların sadece ezici çoğunluğunun sarı taksi olduğunu görünce taksicilerin pek çok şey gibi bisikletlilerden de nefret ettiğini anladım.

Bir ara sahildeki mavi boyalı bisiklet yoluna girdim. Her tarafında cam kırığı ve yola çekilmiş çöp bidonu görünce yeniden araçların kullandığı sahil yoluna geçmenin daha güvenli olduğuna kanaat getirdim. Sahildeki boyalı alan bisiklet kiralayıp gezi amaçlı kullanıma yönelik. O da belki. Sportif veya ulaşım amaçlı kullanıma uygun olmadığı kesin. Zaten yolu insanlar ve martılar da kullanıyor. Yok gibi düşünebiliriz bu yolu.

45 DAKİKADA FARKLI BİR DÜNYA 

Pendik İskelesi’ne vardığımda Yalova vapurunun hareket etmek üzere olduğunu gördüm. Son dakika fiyatıyla 28 TL’ye yolcu bileti aldım (normali 23 TL). 45 dakika sonra indiğimde sanki başka bir dünyadaydım.

İskeleden inince önce sağ tarafa doğru gittim. Burada kafeler restoranlar vardı. İnsan kalabalığı fazlaydı. Birkaç kilometre Atatürk’ün diktirdiği çınarların altından ilerledim. Deprem Anıtı’na uğrayıp bu sefer ters yöne, Yalova’nın doğusuna gitmeye karar verdim. Ne arkamdan korna çalan taksiciler ne de yola atlayan kendini bilmez sürücüler vardı.

Usul usul gittim Yalova sahillerinde… Yaz sonu olduğundan sanırım pek fazla insan yoktu.

Yürüyen Köşk’e geldim. Bisikletimin kilidi yanımda değildi. Asık suratlı güvenlikçiden iki dakika bisikletime bakmasını rica ettim. Tabii ki “Olmaz” dedi. Bu cevabı karşısında köşke girip Atatürk’ün baktığı pencereden Marmara Denizi’ne bakamadım.

Yalova’da eski belediye döneminde yapılan çoğu bisiklet yolu siyaset kurbanı olup bozulmuş. Millet bisiklet için özel otoban yaparken biz yapılmışları bozuyoruz… Bu da farklı bir kafa.

Yola devam ettim. Bir süre sonra Çiftlikköy’e vardım. Birkaç köy geçtim. Tam rahat rahat bisiklet sürmek budur işte diyecek noktaya gelmiştim ki bu sefer de bardaktan boşanırcasına yağmur bastırdı. İklim değişikliği tam da vuracak zamanı buldu. Kendimi gördüğüm bir at çiftliğine attım. Yalova’nın ilk ve tek ‘Atlı Spor Kulübü’nde yemek molası vermiş oldum. İşletmeci Aytaç Mutlu ile tanıştım. Kulübe sığındığım yetmiyormuş gibi bir de bisiklet kıyafetimle çiftliğin en havalı atı Roks’a bindim.

Dönüş de ayrıca sancılı oldu tabii…

Bu bisiklet yolculuğundan ne anladım?

İstanbul bisiklet şehri olabilir elbette ama bunun için ciddi adımların atılması şart. Çok ciddi bir kamu iradesinin olması gerekiyor. Sahillere yapılan bisiklet yolları yetersiz. Bisikletliler sadece yönetmelikle değil kanunlarla da güvence altına alınmalı. En önemlisi otomobil sürücüleri bilinçlendirilmeli. Caydırıcı cezalar olmalı ve uygulanmalı. Bisikletlilerin 50 km hız sınırı olan yollarda sürmesinin yasal olduğunu, bisikletlileri görünce sürücülerin 1.5 metre uzaktan geçmeleri gerektiğini bağıra bağıra anlatmak şart. Bu bisikletlilere tanınmış bir hak… Bisikletler yollarda fuzuli araçlar değil. Hele de şu pandemi günlerinde trafiğe sağlıklı bir alternatif.

Bu yazıyı yazarken bir gün önce İzmir’de Karşıyaka Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü Bisiklet Takımı sporcularından 32 yaşındaki Zeynep Aslan’a bir kamyon çarptı ve hayatını kaybetti. Böyle bir ortamda elbette bisiklet sürücüsü artmaz.

YAZI: SERKAN OCAK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here